Roma Devri

Amasra Tarihi

roma

Roma-Pontus çekişmesinde Romalılarla bir ittifak imzalamayı başaran bağımsız Herakleia Sitesi, sonunda Mithridates VI ya, beş kalyon vererek yardımda bulunmak zorunda kaldı. Fakat daha kötüsü, aradaki ittifak gereği kentte bulunan Roma askerleri de ortadan yok edildi.

Bu durum, Roma adına Paflagonya Prokonsülü yetkisini taşıyan Licinius Lucullus’u harekete geçirdi. Triarius komutasındaki bir Roma filosu Herakleia açıklarına gelirken General Cotta da Sinope’ye kadar kıyı şehirlerini almak göreviyle bölgeye geldi. Cotta, M.Ö. 72’de kuşattığı Herakleia önünde güçlüklerle karşılaştı. İskit ülkesinden ve Kersonezlilerden gelen yardımlarla kent bir yıl dayandı. Fakat Triarius’un 53 parçalık filosu karşısında limandaki 30 gemi ile zayıf kalan Herakleialılar, olanca özverileri ve yiğitlikleri ile çarpıştılar. Cotta’nın çok kan dökücü olduğu haberinin yayılması sonucu halkta korku uyandı ve merhametli sanılan Triarius’a başvuran temsilciler, kimsenin öldürülmemesi şartıyla teslim olacaklarını açıkladılar. Bu sırada, bir ihanet sonucu, kent kapıları kara kuşatmasını sürdüren Cotta’ya açıldı. Halk acımasızca katledildi, her taraf yağmalandı. Bununla yetinmeyen paralı Golva askerleri, birliklerinden ayrılarak Tios(Filyos)’a ve Amastris’e yöneldiler. Bu iki şehri şuursuz bir biçimde yağmalayıp yıktılar. Durumu öğrenen Cotta, kaçak ve yağmacı askerlerin, dolayısıyla da harabeye dönen iki şehrin üzerine birlikler sevk etmeye kalkıştı. Fakat Triarius, buna fırsat bırakmadan, önce Tios’u, ardından da Amastris’i, Golvalılardan kurtararak Roma adına zaptetti. (M.Ö. 70)

Gerek Pontus-Roma savaşları, gerekse Roma ordusunun bölgedeki acımasız harekatı, Herakleia ve Amastris için birer yıkım nedeni oldu. Bölgenin fatihi sıfatıyla Roma’ya dönen ve “Pontique” sanını alan Cotta, gerçi bir zafer kazanmıştı ama, ona herkes soyguncu gözüyle bakıyordu. Senato’daki suçlamalarda bir üye, Herakleia ve çevresinden edindiği muazzam serveti ima ile “-Biz sana Herakleia’yı almanı söyledik ama, yık demedik!” dedi. Senato’nun kararı ile tutsaklar geri gönderildi ve kent halkına eski hakları, liman ve ticaret ayrıcalıkları iade edildi. Fakat, benzeri bir karar Amastris için çıkmadı. Çünkü burası bir Pontus limanı idi ve doğrudan Roma sınırlarına katıldı.

M.Ö. 65’te, Roma İmparatorluğu’na katılan Anadolu topraklarını, Amisos (Samsun)’ta topladığı mecliste bir örgüte kavuşturan Pompeius; Bithynia, Pontus, Paphlagonia bölgelerindeki önemli onbir şehri birleştirerek bir prokonsüllük (eyalet) oluşturdu. Bu yeni eyaletin merkezi (başkenti) Amastris oldu. Pontiaki Paralia (Ora Pontica) adını taşıyan ve M.Ö. 64’te kurulan eyalette Amastris’ten başka Herakleia Ponti, Tion, Cromna, Cytorum ve Sinope de vardı. Gerçi bu düzenleme ile birlikte Herakleia’ya ve Amastris’e “para basma yetkisi” verilmişti ve M.Ö. 64’ten itibaren de bu yetki Amastris’de kullanılarak Pontus dönemindeki tarzda ilk Roma dönemi paraları çıkarılmıştı ama; bir kül yığınına dönen Herakleia kadar olmasa bile kent baştan başa haraptı ve ivedilikle imar gerektiriyordu. Çünkü bu doğrudan Roma’nın çıkarlarıyla ilgiliydi. Gücünü ve iktidarını Akdeniz havzasından ayakta tutmasının ilk şartı, sürekli yenilenen ve büyüyen bir donanmaya malik olmaktı. Bunun için de Pontiaki Paralia limanlarının, Paflagonya ormanlarından kesilecek ağaçları düzenli şekilde sevk etmesi gerekiyordu. Bölge güvenliği bakımından da Amastris önemli bir garnizon konumunu daha ilk günden kazandı. Roma yönetimi Pontus limanlarının canlandırılması konusunu M.Ö. 1.yy’ın sonlarına kadar gündemde tuttu ve bölgeye göçmenler gönderilerek yeni yerleşim birimlerinin kurulması veya mevcut kentlerdeki nüfusun arttırılması da dahil, siyasal, yönetsel, askeri ve ekonomik bir dizi önlemler ihmal edilmedi. Doğaldır ki başlatılan imar çalışmalarında da estetik kaygılardan çok, ihtiyaçlar ve stratejik durum ön planda tutuldu. Yine de Roma’nın görkemini bu bölgede simgeleyecek hantal bir heybet, yeni yapılaşmaya hakimdi. Bu hızlı toparlanma süreci, büyük projelerin gerçekleştirilmesi uğruna, Kraliçe Amastris döneminden kalma kısmen harap anıt ve yapıların yerle bir edilircesine harcanmasını gerektirdi.

Amasra Roma Dönemi Paraları

Amasra’da M.Ö.1.yy’da basılan paralara örnekler.1’den 9’a kadarki paraların ön yüzünde Homere, arkalarında ise Meles ve Parthenios çayları, Apollon ve kadın başı olarak da muhtemelen Amastris (5. ve 9. da) betimlenmiştir.10’da 31’e kadar olanlar Roma İmparatorları Nerva, Traianus, Hadrianus, Antonin le Pieux dönemlerine aittir.

Denilebilir ki, Roma yönetiminin başladığı M.Ö. ilk yüzyıl zarfında Helenistik dönemin bazı önemli eserleri ortadan kaldırıldı. Fakat bu sanat değeri yüksek enkaz, elbette ki Roma’nın azametini sergileyecek askeri, dini ve sınai tesisler için yeterli değildi. Bu nedenle de güneydeki Kayaaltıtaş ocakları işletilerek buradan indirilen büyük bloklar rıhtım ve istihkam yapımlarında kullanıldı. O dönemin ünlü bir ozanı (Catulle, M.Ö. 1.yy) tarafından, Latin edebiyatının Amastris ve Kytoros’la ilgili ilk dizeleri (“küreklerin ilk kez limanlarında ıslandığı Amastris’in ve Kytoros’un dağlarını taçlandıran şimşirler”) Dedicatio Phaseli (Geminin İthafı) şiirinde terennüm edilirken, buralardaki gemi yapımcılığının da yeniden canlanmaya başladığı anlatılıyordu. Romalıların “Ağaç Denizi” dedikleri Amastris yalıları, denize dayanıklı ağaç türlerinin çokça bulunduğu zengin ormanlarla kaplıydı. Kereste sevk eden limanların yanında, her boyda teknenin yapılabildiği tersaneler vardı.

Kısacası, beş yüzyıl kadar sürecek olan Amastris’deki Roma egemenliğinin M.Ö. ki son yüzyılı kapsayan bölümü, Liman, istihkam, tersane yapımları ve bölge özelliklerine göre yasal düzenlemelerle geçmiştir. Bu dönemde, Pontiaki Paralia’ya, Prokonsül (Genel vali) olarak atanan ve, Roma’ya bağlı devletlerin krallarıyla aynı yetkileri taşıyan yöneticilerden adı bilinen ilki C.Papirius Carbo (M.Ö. 61-59)’dur. Carbo, Roma Senatosu’nun izniyle Amastris’de adına para bastıran prokonsüllerin de birincisidir. M.Ö. 56’da ise C.Caecilius Cornutus’un, bir yüzünde “Zevs Stratigos” bulunan ikinci parayı bastırdığı tespit ediliyor. Eyaletlerde bir yıl kalıp Roma’ya dönen bir yıl aradan sonra tekrar Prokonsül atanan yöneticilerin sağlıklı bir listesini hazırlamak mümkün değildir. Ancak bunlardan birçoğu, Roma’daki siyasi çekişmelere katılmaları veya eyaletlerden doğru ağırlıklarını hissettirmeleri ile dikkatleri çekmişlerdir. Sözgelimi, Cn. Domitius Calunius (M.Ö. 48-47) ile Pansa (M.Ö. 46?) Sezar’ı ısrarla destekleyen Amastris (Pontiaki Paralia) Prokonsülleridir. Pansa’yı bölgeye gönderen ise Sezar’dır. M.Ö. ki sonuncu yıllarda, Amastris’de basılan bazı paralarda ise Cebacth (Yüce ve saygıdeğer) unvanı okunmaktadır. Kuşkusuz bu, kentin giderek geliştiğini ve Herakleia’nın eriştiği düzeyde, askeri ve siyasi önem kazandığını gösterir. Bunun gibi; eyalet içindeki “Onbir şehir”e (Bunlar: Amisos-Sinope-Abonouteichos-İonopolis-AMASTRİS-Tion-Herakleia- Dadybra-Sora-Krateia-Pompeiopolis’tir) özel yetkileri olan birer Pontarch (Pont Bölgesindeki Amir) atanması, Pontus’a verilen önemi düşündürür.

Augustus (M.Ö. 27-M.S. 14)’un, Prokonsüllerin statülerini değiştirmesi, bölgeleri ve mülkleri yöneticilere, ömür boyunca ve babadan oğula kalması koşulu ile bırakması; bu arada eski yerel derebeyliklere son vermesi, yeni bir takım düzenlemeleri zorunlu kıldı. Paflagonya (şimdiki Kastamonu-Bolu ve bir kısım Zonguldak toprakları) bölgesini de içine alan Galatia adında bir eyalet daha oluşturuldu. Merkezi Amastris olan Pontiaki Paralia’nın sınırları değiştirilerek karasal kesimlerin önemli bölümü Galatia’ya aktarıldı ve M.Ö. 7’den itibaren, merkezi yine Amastris olan kıyı eyaletinin adı, Ponti et Bithyniae (Bitinya – Pontus)’ya dönüştürüldü. (Ptolemaeus Ölüm M S. 168, Geografhicae’sında Amastris’in ve Sinope’nin Galatia’ya ait olduğunu yazar. Fakat bu, MS. 2.yy’daki değişikliklerle ilgilidir.) Bitinya-Pontus Eyaleti, MS. 117’ye dek sınırlarını korudu ve Amastris de bu uzun süre boyunca merkez kaldı. Yalnız merkez değil; Arrhianos’un (MS. 2 yy) “Savaş kalyonları için elverişli iki limanı”ndan söz etmesine bakılırsa aynı zamanda, Karadeniz’deki askeri üslerin başlıcalarındandı. M.S. 1 .yy’ın başındaki, eski dalgakıranın berkitilmesi, muazzam bir dok inşası ve batı koyu içine uzanan küçük yarımadanın (Direklikaya) üzerine bir liman feneri ile. Doğu – Batı limanlarını bağlayan açık bir kanalın yapılması gibi önemli yatırımlar; bu deniz üssü keyfiyetiyle ilgili olarak gerçekleştirildi. Küçük limanın güney kıyısında ise gemi inşa sahası bulunuyordu. Eski agora, limana doğru genişletilirken rıhtımlara yakın ve iki liman arasında mahzenler ve antrepolar yapıldı Roma deniz ticaret şebekesinin zamanla Kırım’a ve Kafkasya’ya uzanan ve düzenli işleyen trafiğinde, Amastris önceki yüzyıllardaki gibi bir transit ve takas limanı işlevi kazandı Büyük liman, genellikle ters havalarda yararlanılan bir barınak durumundaydı. Küçük bir savaş ve sahil güvenlik filosu burada demirliydi.

MS. 1. yüzyıla gelinceye kadar düşünülmeyen ya da gerçekleştirilmesi mümkün görülmeyen bir karayolu bağlantısı; Roma’nın gücünü kanıtlayan iddialı ve pahalı bir teknikle yine bu sırada başarıldı. Nicomedia’yı (İzmit) Amasra’ya bağlayan anayoldan, ayrılan üç ara yoldan ilk ikisi Herakleia’ya ve Villayos’a uzanırken, üçüncüsü Krateria’dan sonra genellikle kayaları izleyerek Amastris’e indirildi. İmparator Claudius’un (M.S. 41-54) buyruğu üzerine, uzun zaman İnşaat Orduları Komutanlığı yaptıktan sonra, kaydıhayat şartıyla Bitinya-Pontus Valiliği’ne atanan Gaius Julius Aquilla tarafından başarılan bu önemli yol, Amastris’in bir ardülke kazanmasını sağladı. Karayoluna ve haberleşmeye özel önem veren Claudius gibi, Aquilla’nın da yol yapımını önemsediği anlaşılıyor. Çünkü, bu işi, kişisel servetini harcayarak yapması Roma’nın dikkatini çekmiş ve iki konsülce Senato’ya sunulan bir öneri üzerine, “Aquilla’nın, Amastris’e inen yolun son dinlenme noktasına kendisi için bir anıt yapmasına” izin verilmiştir. Roma Lejyonlarının sembolü kartaldan, Aquilla’nın boy kabartmasından ve kitabelerden oluşan (Kuşkayası) manzume; bugün de hayranlıkla seyredilen, Amasra’daki en eski Roma hatırasıdır. Roma-Pontus çekişmeleri döneminde stratejik değer kazanan karasal yol şebekesinin, bu yeni bağlantısıyla ulaşım ve ticaret ilişkileri bakımından da öneminin arttığı kuşkusuzdur.

Metropolis (Eyalet başkenti) Amastris’in geniş bir alan içinde büyümesi, kalabalık ve planlı bir kent görünümü alması için imparator Traianus (98-117) zamanında imar çalışmalarına hız verildiği sanılıyor. Resmi alan (Form), Eyalet Meclisi Sarayı (Basillique), Şeref yolu (Arter), Tiyatro, Akropol, Tapınaklar, muntazam cadde ve lağım şebekeleri. Güneydeki Akropolden başlayarak yarımadaya doğru, kent dokusunun başlıca nirengileri bunlardı, aşağı yukarı hepsi de M.S. 1. yüzyılın ikinci yarısı ile 2. yy başlarında yapıldı. Bugün “Bedesten” denen ve o zamandan kalma eserlerin en iyi korunmuşu sayılan Basillique’in dışında, yaklaşık 5000 kişilik tiyatronun bir girişi, Akropol surlarının küçük bir parçası, Arter’in bazı sütunları, alt yapıyı oluşturan su ve kanalizasyon şebekelerinin büyük bölümü halen görülebilmektedir. Geniş Plastra (koşu ve oyun alanı) ile şehir agorasının kalıntıları ise diğer birçok eser gibi, kalın alüvyon birikimleri altında kaybolmuştur. Roma restorasyonunun lejyon fırkalarının özverili çalışmalarıyla gerçekleştirildiği de muhakkaktır. Burada uzun süre görev yapan Dördüncü Galia Lejyonu’nun yukarıdaki eserlerin ortaya çıkmasında emekleri olduğu gibi, bugün ancak, Kemere denen geçit köprüsü ve bunun bağlı bulunduğu Köprü Kulesi (Karanlık yer Kapısı) görülebilen eski kalenin de yine lejyon birliklerince yapıldığı tahmin edilmektedir. Amastris’in genel görünümü ve bakımlılığı konusunda kısa fakat çok değerli bir bilgiyi; M.S. 111-113 yıllarında Bitinya Pontus Yöneticisi olan C. Plinius Caesilıus Secundus’un, (*) imparator Traianus’a gönderdiği bir mektuptan öğreniyoruz. Daha önceki prokonsüllerin kötü ve soyguncu yönetimlerine son vermek için Bitinya -Pontus’u doğrudan bir “İmparatorluk Bölgesi” yapan Traianus, zamanının en aydın ve merhametli devlet adamlarından Plinius’u, Augusti olarak Bitinya-Pontus Valiliğine göndermişti. Eyalet yönetimi deneyimi bulunmayan Plinius, birazda karakterinin gereği, karşılaştığı her sorunu, mektuplarla imparatora yazıyor ve aldığı direktiflere göre hareket ediyordu.

(*)Genç Plinius diye tanınan bu aydın ve soylu Romalı, Traianus un hayranlarındandı. Aynı zamanda usta bir ozan ve hatip olup daha çok mektuplarıyla tanınmıştır. 97-100 yıllarında yayınlandığı ve üslup incelikleriyle 247 adet mektubu kapsamlı bir külliyat oluşturur. Bunlarda Roma yaşayışı ile ilgili hemen her konu yer almaktadır. İmparator Traianus’a gönderdikleri ile aldığı cevapları kapsayan ünlü eseri Latin edebiyatının en seçkin ürünlerindendir. Yöneticiliğinde ise küçük işlere takılı kalan, doğrudan çözüm bulamayan, yumuşak huylu, çabuk heyecanlanan kişiliğiyle eleştirilmiştir. “Gece gündüz düşünüyorum: Nasıl topraktan yükselebilirim ve Beni hiçbirşey sonsuzluk sevgisi ve isteği kadar heyecanlandırmıyor.” Sözleri ünlüdür. 114 yılında Roma’da ölmüştür.

Amasra Yeraltı Galeri Krokisi

Yeraltı Galerileri. Eski Amastris şehrinin yerleştiği alanda rastlanan altyapı sistemlerinin küçük bir bölümü. MS. l.yy’a doğru yapıldığı tahmin edilmektedir.

Daha çok Nicomedia’da (İzmit) kaldığı sanılan Plinius, “elegans et ornata”(:zarif ve süslü) vasıflarını yakıştırdığı Metropolis Amasra’nın sorunlarıyla da yakından ilgilenmişti. Şehri, güney-kuzey ekseninde boydan boya kateden Plateia’nın (ana caddenin) tüm uzunluğu boyunca akan sözde bir dere vardı. Kentin merkezindeki Forumun, resmi binaların, İmparator ve Prokonsül heykelleri ile süslü açıklıkların arasından geçen bu derecik için İmparatora şunları yazmıştı: “Bu süslü ve zarif kentin bütün güzelliklerini karartan, geniş ve muhteşem alanla caddeyi boylu boyunca geçen berbat bir dere var. Bu, pis birlağım manzarasındadır. Hem çirkin görünüşü hem yaydığı fena kokular yüzünden üstünün tonozla kapatılması gerekiyor. Yüksek izniniz çıkarsa, bunu yaptıracak ödenek mevcuttur.”Traianus, buna gönderdiği cevapta: “Hastalık yapan dereyi kapatmanızı onaylıyorum. Ödenek konusunda da her zamanki başarınızdan şüphem yoktur!” İmparatorluk izinnamesi gelince Plinius’un, akropol eteklerinden itibaren dereyi taş tonoz örgü içine aldırtarak batı limanına kadar kapattığı biliniyor (Bu kanalın kalıntılarına günümüzde Horhor denmektedir.) İlave edelim ki, Plinius’un

seçkin ve soylu tabakanın yaşadığı semtin temizliğiyle ilgiliydi. Yarımadanın kuzeyindeki kayalıklarda (Boztepe ve Zindan) oturan balıkçı, gemici, işçi, çiftçi, kısacası Romalıların Populus Pleheius (ayak takımı) dedikleri çoğunluk, yoksul ve zor koşullar altında yaşamaktaydılar.

Plinius, kendi yönetimi zamanında Eyalete Sinope ve Amisos(Samsun) şehirlerinin de dahil olduğunu bir başka mektubunda bildiriyor. Fakat, onun ayrılmasından kısa bir süre sonra 117 yılında yeni bir yönetsel bölümlemeye gidilerek Paflagonya şehirlerinin birçoğu tekrar Galatia’ya aktarılmış, ancak Amastris’in durumunda bir değişiklik olmamıştır. O yıl, Bitinya ile Pontus’un ayrı birer Province (eyalet) olmasından sonra, Amastris; Pontus’un merkezi niteliğini 297’deki örgütlenmeye kadar korumuş; bu tarihten itibaren de yeniden oluşturulan Paphlagonia’nın merkez şehri Gangra olmuştur.

M.S. 1. yüzyılın sonlarına doğru, bütün İmparatorlukta etkisi hızla yayılan Hıristiyanlığın, Amastris’de de giderek taraftar bulduğu, buna karşılık iç sorunları artan Roma İmparatorluğu’nun da uzak eyaletlere önceki yüzyıldaki kadar önem vermediği görülmektedir. Binbeşyüz yıldan fazla, “Zevs Stratigos ve Hera” ana kültürünün çevresinde, İran çıkışlı Mithra’ya, Mısır’dan geldiği sanılan Serapis ve Lotüs’e de yer verilen Amastris’de; bu semavi dinin toplumsal bunalımlara neden olması kaçınılmazdı. Yüzyıllar boyu şehrin koruyucu ilahı kabul edilen ve bu nedenle paralara da konan Zevs, ne Kraliçe Amastris, ne Pontuslular ve ne de Romalılar zamanında dışlanmadı. Fakat Romalılar, çok tanrılı dinlere gösterdikleri hoşgörüyü, Hıristiyanlıktan şiddetle esirgediler ve bu, imparatorluğun her tarafında olduğu gibi Amastris’de de kanlı olaylara yol açtı. 2. yüzyılda, kentte çok sayıda tapınak, ölülerin gömüldüğü geniş bir Nekropol ve sunak yerleri bulunuyordu. Halk, kurban kesmeyi, tanrılara hediyeler sunmayı ibadet sayıyor, yılın belirli günlerindeki yortulara coşkuyla katılıyordu, ölüler genellikle lahitlere yerleştirilmekte veya yakılmaktaydı. Bunların gömüldüğü yere, yazılı ve resimli birer taş dikilirdi, ölünün ağzına bir para sıkıştırılması, yanına gözyaşı testicikleri, kandil vb. eşya konulması gelenekti. Yönetim ise, bazı ayinlere halkın topluca katılmasını yasalaştırmıştı.

M.S. 2. yüzyılın ortalarına doğru yayılan Hıristiyanlık, özellikle uzak eyaletlerdeki Karya ve Hellen asıllı göçmenlerce benimsenmeye başladı. Herakleia ve Amastris bu nedenle Hıristiyanlığın gizlice örgütlendiği ilk yerlerdendi. Bir süre, yerel yönetimlerin tepkisinden uzak tutulabilen bu yeni din, kapalı yerlerde, örneğin Herakleia’daki ünlü “Kahinler Mağarası” gibi yerlerde gizli ibadetler (:Eglisee) şeklinde sürdürüldü. Fakat, inançlarını gizleyen Hıristiyanların, resmi nitelikli yortulara ve ayinlere katılmamaları yüzünden, putperestlerle Hıristiyanlar arasında çatışmalar çıktı. Yönetimler de Hıristiyanlığı suç sayarak mensuplarını ölümle cezalandırmaya başladı. İmparator Traianus zamanında Doğu eyaletlerinde Hıristiyanların tenkili öngörüldü. Valiler.yargıçlar, bu dinin öncülerini işkencelere koştular. Bu şekilde öldürülen ilk Hıristiyanlar, dindaşlarınca “aziz” kabul edildiler. Dolayısıyla her kentin birer ikişer azizi vardı ve bunların öldürüldükleri yerler, sığındıkları mağaralar ve mezarları kutsanırdı. Traianus’un son yıllarında Amastris de Hıristiyanlıkla Paganizmin boğaz boğaza çarpıştığı yerlerden tekiydi.

Buraya Hıristiyanlığı ilk getiren ve yaymaya çalışan İakintos adında Pontuslu bir rahipti. Amastris’de doğmuştu ve küçük yaşlardan dine eğilimi vardı.Gizli gizli Hıristiyanlara vaazlar verdi ve ölü bir çocuğu diriltmek gibi (?) mucizeler gösterdi. “Bütün Seneler Boyunca Azizlerin Hayatları” adlı kaynağın açıklamalarına göre. “Aziz İakintos, yaşlılığında Amastris’deki Romalı Vali Kanstrisios’a şikayet edildi. Şikayet nedeni, o güne kadar İsa Dini’ni gizli surette yayan ve yöneten öncünün, o gün putperest halkın saygı duyduğu bir Lotüs’ü parçalaması ve ilahlara küfretmesiydi. Bu hareketi, halkın iki taraflı harekete geçmesine yetti. Gizli ve ürkek davranan Hıristiyanlar, derhal İakintos’un çevresinde toplandılar. Putperest halk ise yerel yöneticilerle birlikte Hıristiyanlara saldırdılar. Boğuşmalarda, iki taraftan da çok insan öldü. Vali, tutuklattığı İakintos’un, ihtiyarlığına ve güçsüzlüğüne aldırmadan, işkence ile öldürülmesini emretti. Aziz’i iplerle bağlayan muhafız askerleri, şehrin bir başından öbür başına kadar sürüklediler. Karşıt halk da tıpkı Roma arenalarındaki gibi, bu vahşeti gösteriler yaparak izlediler. Şehrin dışındaki bir yerde, kanlar içinde hapsedilen İakintos çok geçmeden öldü. Bu şekilde dünya değiştirmesi, Hıristiyan inançları bakımından martyr (şehit) sayılmasını ve azizlik mertebesine yükselmesini sağladı.”

İakintos’un cesedi, muhtemelen, Küçük Tepe yamacında bir yere dindaşlarınca gömüldü ve bu yamaç, çevre Hırıstiyalarının kutsadıkları, ölü gömdükleri bir martyrium oldu. İakintos’tan sonra, Amastris’deki din çatışmalarının durduğu söylenemez. Valilerin tutumu, günlük ilişkiler ve Hıristiyanların artan sayısı, kuşkusuz şehir hayatını önemli ölçüde etkilemekteydi. Bu yüzden Amastris, yüzyıldan fazla bir zaman hiçbir gelişme gösteremediği gibi, geriledi. Ancak 324’te, İmparator Constantiaus l’in, Hıristiyanlığı himayesine alması ile her yerde olduğu gibi, Amastris’de de bir rahatlama görüldü. İki yüzyıl boyunca ayin ve ibadetlerini gizlilik içinde yürüten inananlar, Amastris kilisesinin örgütlenmesini bölgenin öteki kiliselerinden daha önce tamamlayarak bu konuda özel bir saygınlık ve “kıdem” elde ettiler. Amastris Piskoposluğu örgütünü kuran din adamı Efpsihios olmakla birlikte; gizli surette ilk örgütü kurmayı başaran ve 170-190 yılları arasında inananlara önderlik eden Palmas, birinci Piskopos ve kudemadan kabul edildi.

Amastris’deki Roma döneminin ilginç bir özelliği, M.Ö. 64’te yürürlüğe konan özel para basma yetkisinin aralıksız M.S. 238’e kadar kullanılmasıdır. M.Ö. ki yüzyıllarda Sesamos sitesinin, Kraliçe Amastris’in ve Pontus döneminin çıkardığı paralar da dikkate alınınca, kentin, yaklaşık yedi yüzyıllık bir zaman boyutunda bu imtiyazını koruduğu gerçeği ortaya çıkar. Amastris’e ait son para, Roma İmparatoru Maximinus (235-238) döneminde çıkarılmış; bu imparatorun bir emirname yayınlayarak bütün vilayet ve şehirlerin para basma yetkisini kaldırmasından sonra Amastris’de bir daha yerel para çıkarılmamıştır. Roma dönemi Amastris paraları tip olarak çok değişik örnekler verdiği halde bunlar arasında altın birime rastlanmaz. Anepigraphe (yazısız ve resimsiz) paralar da vardır.

Kataloglarda tanıtılan 150 civarındaki Roma dönemi Amastris paraları, şehrin bütün tarih zamanlarında olduğu gibi, Roma çağında da tartışmasız bir üstünlüğe sahip bulunduğunu düşündürür. Amasra limanının ticari işlevini de hiçbir zaman yitirmediği yine bu paralarla bağlanabilir. Kentin adının önemli bir değişikliğe uğramadan “AMAζTPIEΩN”(Amastrieon) imlasıyla kaldığı, fakat bazı paralarda “AMAζTREΩζ (Amastreos), “AMACTPANΩN”(Amastrianon), “AMACTPIC” (Amastris), “AMACTPIANШN”(Amastrianun), “AMACTPIAлOI” (Amastrianoi) imlalarının tercih edildiği görülür. “CEBACTH” (Sebaste) unvanının da bazı paralarda tekrarlandığı dikkati çekmektedir. M.Ö. son yüzyıldan itibaren, Amastris Roma paralarında görülen Tyche, Zeus, Dionysos, Helios, Core, Demeter, Nike, Hera, Hades, Serapis, Cerber, Poseidon, Pallas, Aphrodite, Hermes, Heracles, Apollon, Apis, Cybele, Artemis, Isis, Nemesis,… figürleri, kentte ve çevresinde yaygın olan Akdeniz havzası çok tanrılı inançları konusunda fikir vermektedir. İmparator Caracalla (211-17) dönemindeki bir parada ise, Kraliçe Amastris’in, kendi paralarındaki figürüne benzer Şekilde son bir kez daha gösterilmiş olması ilginçtir. M.S. 1. ve 2. yy’a ait bazı paralarda Homere’nin ve Meles Çayı’nın, Parthenios Irmağının, Faustin’in, Menade’ın, Asclepios’un betimlemeleri vardır.

Amasra Kuşkayası Yol Anıtı

Kuşkayasında kartal ve insan figürleri Roma uygarlığına Özgü görkem ve sağlamlık, İki bin yıldır buradan Karadeniz’e bakıyor (Cengiz Eruzun-1985)

Nerva ile bundan sonraki birçok Roma İmparatoru da büstleri ile Amastris paralarında yer almışlardır.

Bu konuda, Fransa Kraliyet Sarayı’ndaki özel bir koleksiyonu gören Tournefort şunları yazmaktadır: “Amastris’e ait Roma paraları üzerinde Nerva’nın (M.S. 96-98), Marcus Aurelius’un (161-180), Genç Faustin’in, Lucius Verus’un başları görülmektedir. Bu sonuncu parada, Lucius Verus ayaktadır. Sağ eliyle bir “timon” (araba oku) tutmakta olup bu bir hazineyi veya talihi temsil etmektedir. Sol elindeki boynuz ise, Neptün’ün şerefini temsil ediyor olmalıdır. Tarihte çok gürültü yapmayan bir şehrin bu kadar fazla madalyaya sahip olması, hayret vericidir. Tabir caizse her tanrısal sembol ve durum Amastris madalyalarında unutulmamıştır. Fransa Kralı’nın koleksiyonunda, Domitien’in (M.S. 81-96) karısı Domitia’nın bir madalyası vardır ki üzerinde Efes’in Diana’sı resmedilmiştir. Yine Kraldaki Amastris madalyaları arasında Antonin le Pieux başlı bir başka seride, Jüpiter’in, Mercure’ün, Castor’un, Pollux’ün başları seçilir. Birisinin arka yüzünde ise Homere bulunmaktadır. Sanki bununla o büyük adam, Amastris şehri tarafından yüceltilmek istenmiştir. Marcus Aurelius başlı madalyalar da epeycedir. Julia Maesa büstlü bir diğer paranın arka yüzünde ise kadın kıyafetinde ve ayakta duran Baküs görülmektedir. Sağ eliyle bir kase, sol eliyle de şimşek tutmaktadır. Kralın bu madalyalarına eş değerde başka paralar olduğunu sanmıyorum. Genç Faustin’inkilerle Gordien Pie’ninkiler de anılmaya değer. Bunlarda çelenk ve palmiye dalları fark edilir. Bütün bu paralarda zafer nişanelerinin ihmal edilmemesi de ilginçtir. Bu, Amastris’in komşularına oranla üstün ve avantajlı konumunu kanıtlamaya yarar. Lucius Verus’un madalyasının arka yüzünde “Kanadlı Zafer” temsil edilmiştir. İmparator büstlü paraların tekinde Çıplak Mars dikkati çeker. Başında miğfer, sağ elinde Makedonyalıların çokça kullandığı bir silah, sol elinde de kalkan vardır. Medecin’e göre, Amastris’in şerefi için, halkın isteği doğrultusunda birçok paralar dövdürülmüştür. Amastris halkı ise (bir topluluk halinde) M.Aurele’in bir madalyasında betimlenmiştir.

Gezgin Bıjişkyan ise bu konuda “Amasra sikkesinin bir yüzünde, sağ elinde dümen, sol elinde bereket boynuzu tutmuş vaziyette Kısmet İlahı, diğer yüzünde Deniz İlahı Poseidon resmedilmiştir. Amasralılar hemen bütün ilahların adına sikke çıkarmışlardır. Toprağın bereketini işaret etmek için şarap ilahı Bakküs’ün, şifalı otlarının çokluğundan dolayı da, yanında bir yılan olduğu halde Asclepios’un resimleri ile sikkeler kestirmişlerdir” diyor.

Amasra’da birkaç kitabeyi inceleyerek yorumlayan Louis Robert, M.S. 3.yy’a ait bir mezar taşında okuduğu “Avrilios Tatianos ve eşi Valeria Strategos bu taşı diktik. 2 Aralık?” ibaresiyle ilgili olarak şu bilgileri veriyor: “Mezar anlamındaki “pielos” terimi Amastris ve Sinope’de kullanılırdı. Kadın Valeria Strategos (Strategos; general anlamında askeri bir unvandır) adını taşıyor. Bir görev unvanının, kişi adı oluşu, kadınlar için de geçerlidir ve sık rastlanır. Bununla birlikte, bu isim, şehrin başlıca ibadet geleneği konusunda bir ipucu yakalamaya imkan veriyor. Amastris’in 69 tarihli bir kitabesinde, Daimenes’in oğulları Parmeniscos ve Pharnekes kardeşlerin önemli görevlerde bulunduklarından (-ki bunlar arasında agoranome’luk da varmış-) daha önce babalarının da yüksek bir mevki işgal etmiş olmasından söz edilerek halk, atalarının Tanrıları olan Zeus Strategos ve Hera’ya. müstakbel tüm Agoranome’ların bu iki kardeş gibi olmaları için duada bulunmaktadırlar. Öte yandan Antonin Pieux(M.S. 138-161) dönemindeki Amastris paralarında da yalnız Zeus veya Hera betimlenmiştir. Bu kitabenin tarihi M.S. 258’e tekabül eder. Asıl ilginç tarafı ise başkadır. Metnin çerçevesindeki iki taç içerisinde “hieronikon” ve “toamphodon” yazılıdır. Başka üç taçtan tekinde “hieamphoditon”, bir başkasında da “platearhau” kelimeleri okunur.” araştırmacıya göre bu kelimelerin bileşiminden çıkarılan anlam, “Kutsal mahallede oturan Cadde Şefi”dir.

Amasra Roma Dönemi Son Çıkarılan Paralar

Amasra’da 3.yy’a kadar çıkarılan son paralar. Julia Donma, Caracalla, Geta, Severe Alexandra, Julia Maesa, Maximien, Gordien, Tranquilline, Trebonien, , Trebonien Galle, Salonine, adlarınadır.Paralardaki büstler adı geçenlerdir. (E. Babelon Pl. XXI)

Amasra Roma Dönemi Son Çıkarılan Paralar

Roma dönemi boyunca Amasra’da basılan yerel paralara örnekler.Faustine, Marc Aurele ve Lucille adını taşıyanlar 3’ten 43’e kadardır.

Amasra Mezar Taşı Roma Dönemi

Geç dönem Roma mezar taşı. 77x51x9 cm. boyutundadır. Karşılıklı oturan kadın ve erkekle ayakta duran hır kadın ve bir erkek figürü; ölen Menekratu’nun cenaze törenini betimlemektedir. Altta Menekratı menektaru selam sana” okunmaktadır. Amasra’dan gelmiş ve 1890’da İstanbul Arkeoloji Müzesine girmiştir. (G. Mendel, sf. 155)

Helenistik çağda kurulan her kentte de “amphodon (Mahalle)” ve “hieamphoditon (Kutsal mahalle) ” denen semtler bulunuyor ve bu kutsal mahallede de şehrin koruyucu tanrısı adına yapılmış tapınak yer alıyordu. Öyle anlaşılıyor ki, Kraliçe Amastris döneminde belirlenen semtler, özelliklerini, yapısal değişmelere uğramakla birlikte M.S. 3.yy’da bile korumaktaydılar. Söz konusu ikinci kitabedeki “Bir amphodon’un platearques’ları (Cadde şefleri) bir Amastrianien’i (Amasralıyı) tacia onurlandırdılar “cümlesi için de L.Robert şunları yazıyor:”Bir mahallenin tüm cadde şefleri, mahalle şefinin başkanlığında toplanmaktaydılar. Onlar Kutsal Mahalle’de ikamet etmekteydiler ve burada da ZEUS Strategos ve Hera Tapınağı vardı.”

Amasra Mezartaşı

MS. 2 yy’da Amasra’da ölen bir soylunun mezartaşı. (Cahit Akman, 1987)

Amasra Mezartaşı

Sextus Vibius Gallus’a ait heykelin kaidesinin üç yüzü. 1,77 boyunda. 0.75 m. Eninde ve 0,65m. Derinliğindedir.Yüzeylerdeki betimlemeler ve Latince yazılar adı geçenin hayatta iken aldığı yüksek şanları anlatır. Roma döneminden kalma bu mermer parça, 1894te İstanbul Arkeoloji Müzesine girmiştir. (G. Mendel. Catalogue Sculptures sf 388)

Amastris halkının canlı tuttuğu dini atmosfer, gerçi Hıristiyanlığın burada tutunması ile kaybolmadı ama; inanç değiştiren halk, yeni dinlerinin günah saydığı tapınaklarına, sunaklarına, anıtlarına kuşkulu gözlerle bakmaya başladılar. Çok tanrılı inançlarını inatla koruyan ve giderek azınlığa düşen bir kesim ise, yenilgileriyle kapanacak son boğazlaşmalarda. Hıristiyanların hakaretlerinden kurtarmak düşüncesiyle tanrı heykellerini, kutsal anıtlarını ve sunaklarını kendi elleriyle yıkarak başlarını kopardılar ve derin çukurlara gömdüler. Daha 2. yy’da Aziz İakintos’un kutsal Lotüs’ü parçalaması gibi, M.S. 4. yy’ boyunca da Hıristiyanlar, çok tanrılı dönemle ilgili neye rastladılarsa kırdılar, parçaladılar. Böylece, bir yandan mutaassıp Hıristiyanlığın ilk kiliseleri

yükselirken bir yandan da din düşmanı imparatorların, prokonsüllerin heykelleri kitabeleri yerle bir edildi. Bu nedenlerle Roma uygarlığının Amasra’daki dört yüzyıllık izleri önemli ölçüde kayboldu. Sözgelimi, Batı Limanı kıyısındaki görkemli Poseidon Tapınağı bu evrede çökertildi. (Yüzyıllar boyunca dev sütunları liman içinde ve kıyısında kalan bu tapınağın harabesini 19.yy başında Pier Dupre görmüştür.) Hatta uzunca bir süre. eski “Kutsal Mahalleler “den, uğursuzluğuna inanılarak uzaklaşırdı ve kent, berzahla yarımadanın kuzeyindeki adalara kaymaya başladı. Bunlara rağmen yine de bazı kalıntılar uzun zaman ayakta kalabildi. Örneğin, Bıjişkyan. 1815’te uğradığı Amasra’da, “kıyıdan yukarıda bir yerde yedi ayak boyunda bir taş kaidenin bir tarafında Latince Atıfetli Kral Vibios Koççanos” yazısını okuduğunu, yerlilerden dinlediğine göre de bu kaidenin üstünde vaktiyle atlı bir heykelin bulunduğunu” yazar Ayrıca Roma dönemine ait bazı harabelerin özelliklerini anlatır.

Amasra’da Roma Heykeli

Amasra’dan İstanbul’a götürülen bir imparator heykeli. Kafa ve kolları kopmuştur. Yüksekliği 1,75 m. olup 10 Temmuz 1890’da İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne girmiş ve bahçeye yerleştirilmiştir. (G. Mendel, sf. 345).

Amasra’da Roma Heykeli

45 cm. boyunda karataştan bir karyola ayağına yerleştirilmiş 20 cm’lik, mermer sfenks. 1890’da İstanbul Arkeoloji Müzesi için satın alınmıştır. (Bunun gibi, arslan başlı bir karyola ayağı da Amasra Müzesindedir.) (G. Mendel, 11-92).

19.yy’ın ikinci yarısında ise Amasra’da bulunan Roma dönemi büst, heykel ve kaidelerinden bir bölümü yabancı ülkelere kaçırılmış, bunlardan pek azı satın alınarak İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne konmuştur. G.Mendel’in kataloğundaki kayıtlara göre:

M.S. 1 yy’a ait “Menekati Menekratu’nun Cenaze töreniyle ilgili dikilitaş”,

Aynı yüzyıldan kalma “Bir imparator heykelinin gövdesi”,

M.S. 2. yy’la tarihlenen “insan heykeli”, “mezartaşı” ve “Sextus Vibius Gallus’un bronz heykelinin kaidesi”, “Kadın heykeli” ve “mermerden, insan figürlü yatak ayağı” vb. birçok parça Amasra’dan getirilmiştir. 1870’e doğru, Amasra’daki eski Roma harabelerini gezen ve akropol sırtlarındaki soylular mezarlığını inceleyen Bartınlı Abraam, büyük bir Roma mezarını tanıtan yazısında şöyle diyor: “kapaklı lahitlerin sıralandığı burada, Romalıların Columbarium dedikleri büyük bir de anıt mezar mevcut, bunun biraz uzağında aşağı yukarı aynı büyüklükte benzerleri de var. Ölçüleri yaklaşık 6-8 metre en, 10-12 metre boy, 4-5 metre de yükseklik vermektedir. Her biri, işlenmiş büyük kaya parçalarından yapılmıştır. Zemine yakın seviyede bir kaide ile üstte hafif taşıntılı bir çerçeve tabla arasında kalan bu mezarların girişleri, toprak yığını altında kalmıştır.” Bu anıt mezarın karakalem bir çizimini Ainsworth’da görmek mümkünse Abraam’dan bu yana geçen yüzyıllık süre zarfında Akropol mezarlığından hemen hemen hiçbir iz bırakılmamıştır. Roma dönemiyle ilgili toplama parçaların ancak pek az önemlileri ile inşaat hafriyatlarında ortaya çıkan büyük tipte üç heykel, Amasra müzesinde sergilenmektedir.

  

Sponsored Links