Kurucaşile, gözlerin yeşile doyduğu yer.

Köşe Yazıları

argonautlarin-gemisi

Kentler de insanlar gibidir. Tanıdıkça sevilir. Bir kenti öğrendikçe; kıyısını köşesini bildikçe, açık ya da gizli güzelliklerini gördükçe sevgi çoğalır. Kentler, hele hele Kurucaşile gibi gizemli bir kent, öyle kolayca açmaz sırlarını. Biraz emek ister o sırları açmak. Sevgi de emekle çoğalır.

Kurucaşile’yi görmeyenlere yeşili anlatmak hepten zordur… Doğa her vadide

Kurucaşile’yi geceleyin ve yağmur altında parlayan ışıklı gecelerde seyrediniz. Öyle bir koynuna giriniz ki, ne gülümseyen bir ay, ne de göz kırpan yıldız olunuz’ Size sapsarı bir güneş, hatta çığlık atan bir martı olmak yakışacaktır.

Kurucaşile günbatımının her anında farklı bir renge bürünür. Altın sarısından başlayan yolculuk kısa bir süre sonra koyu laciverte dönüşür. İnanılmaz bir renk dönüşümüdür bu. Her anını yaşamak gerekir. Kuzeyindeki uçsuz bucaksız Karadeniz adeta bu güzelliğe takılmış bir gerdanlık gibidir.

Ey Kurucaşile! Minik şehir. Kimler yok olup gitti senden’ Tüm bunları sana mı sorayım, yoksa denizine mi sorayım’
Ama önce padişah masallarını, efsanelerini anlat bana! Sakın sonunu getirme, sonu mutlulukla bitmeyen masal olmaz. O yüzden bana bırak ki, içimden getireyim sonunu. Hiç susma, ben konuşsam da durup beni dinleme, anlatmaya devam et! Benim bildiklerim de senin bildiklerin değil mi zaten’

Kar yağınca bir bebek gibi masum, yağan karın bile çamurlaşmadığı bir yerdir Kromna(Kurucaşile). Kıyı Paflagonyasının uygarlık şehri ve minik mirasçısı sanki.

Bazı şehirler kutsallıklarıyla din âleminin kapılarını açarlar’ Kâbe gibi, Kudüs gibi’ Bazı şehirler vardır, daima canlı, şen, cıvıl cıvıl güzellikleriyle gözleri kamaştırıp dururlar. Kurucaşile ne Kudüs ne de Kâbe. Ne de cıvıl cıvıl bir şehir. Aksine kendisini anlatmayan gizemli bir yer.

Kurucaşile, ‘Kuruca’ ve ‘Şile’ kelimelerinin bileşiminden meydana gelmektedir. Kuruca=Su ihtiva etmeyen, Şile=yaban çiçeği(Mercanköşk), Ladin ağacı sakızı, pirinç veya bulgur lapası manalarına gelmektedir. Yabancı dillerden İngilizce, Hollandaca, Fince, Almanca, İtalyanca ve Polonyaca dillerinde ise Şile, kırmızıbiber ve biber salçası anlamlarına gelmektedir.

Öyleyse bu şehrin manasını, bir çiçek ismi olan, ‘Kurumaya Yüz Tutmuş Mercanköşk’, ya da’ Kurumuş Biber Salçası’ olarak yazalım.

Kurucaşile Bartın’ın kuzey doğusunda zeytin ve sandal burunları ile sınırlanan koylar üzerine kurulmuştur. İlçenin kuzeyini Karadeniz kuşatırken, doğusunda Kastamonu’nun Cide’si, batısında Amasra ve güneyinde yine Kastamonu ili yer alır.

Kurucaşile, Küre Dağları’nın uzantılarından Karadağ, Kayaardı ve Karsaduran dağları ile çevrilidir.

Karaman ile Tekke Önü köyleri arasında fok balıklarına ait 10x10x10 ebadında kıyı mağarası vardır.

İlçenin toprakları, genellikle dağ ve tepelerle kaplı alanların vadiler tarafından yarılmasıyla engebeli bir yapı göstermektedir.

Bölgede Hititler döneminde Pala ve Kaşkalar yaşamışlardır. Daha sonra Fenikeliler, Kayralılar ve Akalar ile M.Ö. 306’da Kromna’lılar yer almıştır.

İlerleyen tarihlerde ise İyon, Lidya, Pers, Amastrist, Pontus, Roma ve Bizans dönemlerini yaşayan Kurucaşile; 1395’de Yıldırım Beyazıt tarafından Candaroğulları’ndan alınarak Osmanlı hâkimiyetine katılmıştır.

Cumhuriyetin ilanından 1957 yılına kadar Bartın’a bağlı nahiye olarak kalan Kurucaşile, 1957’de Zonguldak’ın, 1991 yılında ise Bartın’ın İlçesi olmuştur.

Her şehrin ne kadar yaşayanı, göreni varsa bir o kadar da hikâyesi vardır. Kimi güzel, kimi acıklı, kimi de kabus gibi hikayelerdir bunlar. Çoğu da hiç yazılmamıştır.

Şehirleri asıl şehir yapan, oranın ruhudur. O ruh, yöreye adeta kendi mührünü vurur, kendi rengini verir. Kurucaşile’nin mührü ahşaptır, Ahşap Gemi Yapımcılığıdır.

Kurucaşileliler, İ.Ö. III. yy.lın destansı öyküsü olan Argonautlar serüveninin içersinde bilerek yer alırlar. Yaşlılardan kiminle konuşursanız konuşunuz, konu tarihe ve ahşap gemi yapımcılığına gelmişse, sohbet bir şekilde Argos Usta’ya ve Argonautlara’a varacaktır.

Argos Usta ile Kurucaşile ilişkisine gelince, olaylar şöyle gelişmiştir.

 

Argonautlar’ın gemisi
Ege kıyısındaki İalkos ülkesinin kralı Aison tahtını kuzeni olan ve Deniz Tanrısı Poseidonun oğlu Pelias’a kaptırır. Delikanlılık çağına gelen Aison’un oğlu İason Peliastan babasının tahtını geri ister. Pelias ise ondan kurtulmak için, önce Kolkhis’e (Gürcistan) gidip orada bırakılan altın postu getirmesini söyler.

Bunun üzerine İason kendisi gibi yiğit olan Tiphys, Orpheus, Idmon, Amphiaros, Mopsos, Kalais, Zates isimli delikanlıları toplar. Birlikte düşünürler. İalkos Gürcistan’a çok uzaktır. Öncelikle kendilerine bir gemi lazımdır. Teselya’dan eski bir yelkenli temin ederler.

İolkos limanından hareket ederek ilk durakları Lemnos(Limni) adası olur. Kendilerini ihmal edip cariyeleri ile sevişen Lemnos’lu kadınlar, kocalarını toptan öldürdükleri ve uzun süredir erkek görmedikleri için, gemicileri coşku ile karşılarlar. Limni kadınlarını hamile bırakıp, soylarının tükenmesini önledikten sonra yollarına devam ederler. Semendirek Adası’na uğrayıp, Çanakkale Boğazı’ndan Marmara Denizi’ne girerler. Kapıdağ yarımadasında kendilerine yardım eden kral Kyzikos’u yanlışlıkla öldürürler. Aniden patlayan fırtına onları Trakya kıyılarına atar. Orada Deniz Tanrısı’nın bir başka oğlu kör kral Pineus’un tarifine uyarak, çarpışan kayaların arasından kurtulup boğazı geçerler. Potus Euxeinos’ta(konuk sevmez deniz) yollarını sürdürürler. Şile-Kefken yöresinde yaban domuzunun saldırısı neticesinde Tiphys ve İdmon ölür. Heraklia’da mola verdikten sonra tekrar denize açılırlar. Bu esnada aniden fırtına çıkar. Eski yelkenli gemi Karacakaya mevkiinde kayalara vurup parçalanır.

İason ve arkadaşları Delikli Şile yakınlarından karaya çıkarak yürümek zorunda kalırlar. Kromna’ya(Kurucaşile) kadar olan dereleri, tepeleri bir günde yürürler. Giderken rastladıkları kişilere civarda, en iyi gemi ustasının kim olduğunu sorarlar. Herkes Kromna’da yaşayan Arestor’un oğlu Argos Usta’yı tarif eder.

Gerçekten Argos Usta, hem sözünün hem de mesleğinin eridir. Kendisine teknenin ne amaçla yaptırılmak istendiği, uzunluğunun 28.5 metre olması gerektiği detaylı olarak

anlatılır. Argos Usta tarif edilen geminin inşası için hazırlığa koyulur. Geminin yapılması, tanrıça Athena’nın gözetiminde gerçekleştirilecektir. Bir kere gemide elli beş kürek yer alacaktır. Direk için ise meşe ağacı tercih edilir. Kerestelerin Kytoros(Gideros) dağından getirilmesine karar verilir. Kytoros dağındaki kutsal ağaçlar Athena’nın refakatinde kesilir.

Argos Usta, onun yetiştirdiği kalfalar ve diğer yardımcılar gece gündüz demeden çalışmaya başlarlar. Kytoros dağından kesilip getirilen uzunca bir kiriş, gerilen ipe göre tesviye edildikten sonra, belkemiğine kaburga geçirir gibi tahtalar yerleştirilir. En üste de kaburgaları bağlamak için bir güverte oluşturulur. Sonra meşe ağacından bir direk yapılır. Ardından sereni ve çanaklıkları takılıp iskota yerleştirilir.

Ayrıca Drahna Dağındaki kutsal meşe ağacından kesilen pruvası(geminin baş bölümü) itinayla hazırlanır. Athena pruvayı bizzat kendisi yontar ve ona konuşma özelliği verir. Ayrıca pruvanın kehanette bulunabilme yeteneği de vardır. Athena’nın dokuduğu keten bezinden yapılan yelkenlerle donatılır.

Geminin inşaatı bittikten sonra ona verilecek bir isim düşünülür. Hızlı, hafif ve parlak anlamlarına gelen ‘Argo’ isminde karar kılınır.

Argo sindlerle süslenir. Ardından denize indirilir. Gemi artık harekete hazırdır. Argos Usta ile birlikte İason, Orpheus, Amphiaros, Mopsos, Kalais, Zates ve diğerleri gemiye binerler. Argos Usta Ozan Orpheos’un yanında oturmayı yeğler. Pontus Euxeines’un (Konuk sevmez deniz) amansız rüzgârlarının yelkenleri doldurmasıyla yola koyulurlar. Sefere katılan yiğitlere de geminin adından dolayı ilk defa Argonautlar(Argo gemicileri) adı burada verilir. Daha ileride Amozonlar ülkesi Terme’ye uğrayıp, ardından Kolkhis ülkesine ulaşırlar. Altın Post için kral Aietes’in huzuruna çıkarlar. Hikayenin bundan sonraki bölümü daha devam eder.

Antik çağ ve Kromna dönemindeki bu anlayış, Osmanlılarda gulet, çektirme mavna, yelkenli, bumbarta ve martiko gibi çeşitlerle sürdürülmüş, günümüzde de unutulmayan ahşap tekne yapımı Kapısuyu, Kurucaşile ve Tekkeönü’ndeki tersanelerde sürdürülmektedir.

Bu geleneksel meslek, 1998 yılında öğretime açılan Ahşap Yat Yapımı Anadolu Meslek Lisesi ile çağdaş bilim ve teknoloji metotları ile beslenen bir yapıya kavuşmuştur.

1992 yılında Golden Hınd isimli ve 17. yüz yıla ait İngiliz korsan gemisinin bir benzeri, Tekkeönünde yer alan Çoban Denizcilik tersanesinde inşa edilmeye başlanır. Amerika’nın keşfedilmesinin yıldönümünde düzenlenen ‘Amerika 500. Anı Tazeleme Yarışması’na katılan, Tekkeönü yapımı Golden Hind Kurucaşile’ye büyük bir saygınlık kazandırmıştır.

Golden Hınd isimli geminin bir de hikayesi vardır: 1577 yılında Kraliçe 1.Elizabeth dünyayı yelkenle dolaşacak ekibin başkanı olarak Sir Francis Drakeyi görevlendirir. Sefere beş gemi katılacaktır.1577 yılında İngiltere’deki Devon yöresinde yelkenler açılır. Tarihi yolculuk üç yıl sürecektir. Beş yelkenlinin rotası Atlantik ve Pasifik Okyanusları, Kaliforniya sahilleri, New Albion, Filipinler ve Sieera Lieno’ya doğru olacaktır. Plan uygulamaya konulur. Seyahat gerçekleştirildikten üç yıl sonra, yani 1580 yılında Sir Francis Drake İngilteredeki Devon’a dönebilen tek gemidir. Seyahat esnasında İspanya hazinelerini yağmalayan Drake zengin olmuştur. Başlangıçta yatırımcılar tarafından da ilgi gören yelken yolculuğu, Drake’nin dönüşünde toplam bu yolculuğun normal koşullarda biteceğine inanan 4.700 hisse içersiden kendilerine düşen payı almışlardır. İşte hikaye böyle şekilde sonuçlanır.

Kurucaşile ya da binlerce yıllık adıyla Kromna; kültür ve gelenekleriyle geçmişteki medeniyetlere dayanan ve bunları bugün bile koruyan gizemli bir şehir.

Kurucaşile’nin herkesin gördüğü güzellikler dışında gizli sırları da var. Onları kendisini gerçekten seven; kıyısını, köşesini araştıranlar için saklıyor. Sevdalılarına gizli gizli sunuyor.

Bize de güzelliklerin umuda bağlandığı şehre tekrar gelirim demek yakışır. 14.08.2010

İsmail AKTAŞ
Profesyonel Turist Rehberi

  

Sponsored Links