İyon Sitesi Sesamos

Amasra Tarihi

amasra_eski_rihtim

M.Ö. 12.yy sonlarında, Batı Anadolu kıyıları ile Ege adalarındaki “on iki site”yi kapsayan iyon (ionione) uygarlığı yeni bir atılım dönemine girdi. Aka-Asya karışımı bir topluluk olan İyonlar, uzun süre Adalar denizi’nde kapalı kaldılar.

Fakat Dor istilası sonucu ortaya çıkan Aka göçleri ile nüfusları artınca, yeni yerleşim yerleri bulmaya ve ticaretlerini geliştirmeye ihtiyaç duydular. Fenikeliler’in ve kendi soylarından olan Karyalılar’ın yollarını izleyerek Akdeniz’e ve Karadeniz’e yayıldılar. Sayıları yüzü aşan yeni İyon kolonileri kurarak Batı Anadolu’dan buralara göç kolaylıkları hazırladılar. Miletli gemicilerin öncülüğünde açılan Karadeniz yolu, iyonlar için olduğu kadar Megaralılar için de en çekici yöndü. M.Ö.8.yy’ın başlarında, Karadeniz Boğazı’ndan Kırım’a doğru seksen dolayında sömürge sitesi kurulurken Sesamos da Herakleia ve Sinop’la bu yeni kolonizasyon içinde yer aldı. Strabon’un yanlış tespitine göre, bu sırada Sesamos, “Bythinia – Paphlagonia bölgelerini ayıran Parthenios (Bartın Irmağı) ağzında eski bir şehirdi. Parthenios, Paphlagonia dağlarından aldığı sularla, çiçekli kırların bakir çayırların arasından yavaş yavaş ilerleyerek Sesamos’ta denize dökülüyordu.”Oysa Sesamos, ırmak ağzından 5-6 mil kadar doğuda ve yine dağlardan inerek küçük yarımada düzlüğünden geçen ve koya dökülen ince bir derenin (Amastris Deresi) iki yanında ve kıyı ile birleşen adalar üzerinde kurulmuştu. Bartın boğazında ise, İyon kolonizasyonu sırasında, Sesamos’a oranla daha az önemde yeni bir koloni tesis edilmiş bulunmaktaydı. Strabon, Amasra-Gidoros arasındaki yalıların önemini isabetle vurgulamakta ve “Şimşir ağacının en mükemmeli Amastris’te ve özellikle Kytoros’ta çok yetişir.” demektedir. Hatta daha M.Ö.8.yy’da, Atina’da puhukuşu, Mısır’dan buğday, Hellespont’tan (Çanakkale) balık, Kilikya’dan safran almakla Sesamos ve Kytoros’tan şimşir almak eş anlama gelmekteydi. Bu husus, M.Ö. 3.yy başına kadar Sesamos’un sonraki yüzyıllarda da Amastris’in başlıca ekonomik özelliği kabul edilebilir. Uzun zaman bir transit ve açık pazar limanı görevi yapan Site, bir ihraç limanı niteliğini, zengin ormanları sayesinde kazanmıştır. Fakat, dalgakıranlarla korumaya alınmış iki limanı, kuşkusuz ki şimşir ve kereste ihracatından daha önemli bir gelir kapısıydı. Bazen günlerce hava ve rüzgâr bekleyen gemici tüccarların; Sesamos pazarını etüt etmeleri, buradaki el tezgâhlarında üretilen şimşir ve meşe mâmulâtı (ki gemi makaraları, kürekleri, direk ve serenleri, ağaç kamalar, tokmaklar, sap ve ağırşaklar başta geliyordu) suya dayanıklı kereste (kestane, meşe gürgen, porsuk, ardıç vs), balık salamurası… almaları doğal bir durumdu. Herhalde takas yöntemine dayalı eski pazar geleneği ve özellikle de esir alım satımları da sürmekteydi. Tarihçi Herodot (M.Ö.5.yy) ve Niketas (ölüm.1216) “İskitler Karadeniz’i, Paflagonlar, geçit vermeyen dağları aşarak kıyıdaki pazarlara sık sık uğrayıp alış veriş yaparlardı.” diyorlar. Eusebios (ölüm. M.S.340) da “Paflagonya kıyılarında M.Ö.8.yy’da canlı alışveriş iskelelerinin kurulmuş bulunduğunu” vurgulamaktadır.

Kaynakların; Parthenios (Bartın Irmağı) ile Halys (Kızılırmak) arasında kalan ve iç kesimdeki Galatia’dan Olgasys (Ilgaz) dağlarıyla ayrılan Paflagonya’nın çok sayıdaki kıyı ve kara siteleri arasında, Sesamos’a öncelik tanıdığı dikkati çeker. İkinci sırada ise Sinope, Pompeiopolis, Cermanicopolis gelmektedir. Fakat ne Sesamos ne de kıyıdaki öteki siteler, hiçbir zaman birer Paflagonya kenti olmamışlardır. Paflagon devletleri, İlyada’da adı yücelenmiş bulunan “Ulu Gönüllü, Korkusuz savaşçı Plymen’in soyundan prenslerle yönetilmiş; fakat bu prenslerin, ekonomik çıkarları sebebiyle Sesamos’a ve öteki iskelelere yönelik siyasetleri, her zaman barışçı kalmıştır, inanç ve kültür açısından da Paflagonların Frig uygarlığına yakınlıklarına karşın, Sesamos’ta ve komşu iskelelerde giderek Karya bölgesindeki İyon uygarlığının yerleştiği görülür. Fakat Karyalı(Miletoslu) göçmenlerle yerli Sesamoslular’ın kısa zamanda uzlaşıp kaynaştıkları söylenemez M.Ö.8-4. yüzyıllar arasını kapsayan uzun süreçte, ilk adı Mariadyni olan Ereğli’ye; Megaralılar ve Beotyalılar yerleşerek buraya kutsal kahramanları Hercules’in adını verirlerken, Sesamos’ta çoğunluğu oluşturan Miletoslular da tıpkı Herakleia’daki gibi, Akropol, rıhtım, agora, tapınaklar yaparak bölgede güçlü bir konum elde etmeyi gözetmişlerdir. Çünkü Herakleia Sitesi, bağımsızlığı ile yetinmeyerek komşularına saldırmakta ve bir bölge egemenliği kurmaya çalışmaktaydı. Aynı şekilde, kuruluşunu tamamlayan Sinope da bir Megara kolonisi olarak gelişiyordu. Hemen doğusunda kalan Kromna da, muhtemelen Sesamos’un en yakın müttefiki ve bir Milet kolonisi olarak gelişme gösteriyordu. Paflagonya kıyı siteleri arasında ilk para çıkarma ayrıcalığını elde eden Sesamos’un gerçi, M.Ö. 4.yy’dan önceye ait bir parası henüz bulunmamışsa da bu husus; siteye egemen zengin armatörlerin, Milet’le ilişkilerini sürdürdükleri, bu büyük uygarlık merkezinden getirdikleri kumaş, mücevherat, cam vb. değerli eşyayı, geniş bir pazarlama kolaylığı içinde sattıkları; karşılığında tuzlu balık, deri, kereste, esir ihraç ettikleri gerçeğini düşündürür. Fakat yine de Sesamos’un bu dönem boyunca büyük siteleri andıracak bir gelişme göstermediğini kabul etmek gerekir. Çünkü Karadeniz de yer alan koloni siteleri, esasen kara bağlantısından ve verimli ovalardan yoksun oluşları itibariyle minyatür konumdaydılar.

Amasra Eski Rıhtım

Antik dalgakıran kalıntıları ve büyük liman. Bu dalgakıran kalıntısının üstüne 1950’li yıllarda askeri rıhtım yapılmıştır. (Fotoğraf Çağlayan Karauğuz 1951)

Homeros’un “ıssız dünyanın sisli ve karanlık bir ülkesinde” yaşadıklarını yazdığı Kimmerler’in M.Ö. 696’da başlayan, büyük olasılıkla Sinope’yi Sesamos’u da etkileyen Paflagonya akınları, iç Ege’ye kadar uzanan ve yarım yüzyıl süren bir istilâ dönemini getirdi. Kimmer istilâsının Sesamos’taki etkileri konusunda hiçbir bilgiye sahip olunmamakla birlikte, Lidya Kralı Alyattes’in M.Ö. 626’daki zaferinden sonra Kimmerler’in çekildikleri, Ege Marmara ve Karadeniz’deki eski iyon ve Megara kolonileri üzerinde Lidya egemenliğinin başladığı biliniyor. Lidya ordularının art arda seferleri sonucunda Bithinya ve Paflagonya Devletleri bağımsızlıklarını yitirirken Herakleia, Sesamos, Kromna ve Kitros da yaklaşık M.Ö. 580’e doğru Lidya’ya boyun eğdi. Fakat, İran’daki Büyük Pers imparatorluğu’nun kurucusu sayılan Kyros (Keyhüsrev) II’nin M.Ö. 547’de Lidya’yı yenmesinden sonra bütün kıyı kolonileri gibi, Sesamos da görünüşte Pers topraklarına katıldı. Fakat, gerçek anlamda bir bağlılık söz konusu olmadı. Kısa süre sonra başlayan Pers-İyon dostluk döneminde ise Herakleia sitesi hızla güçlenerek M.Ö. 5.yy’ın sonlarında Sesamos’u bağımlı kıldı. Bu dönemde ikinci bir şanssızlık; Lidya Krallarının yapmayı başardığı ünlü Kral Yolu’nu Karadeniz’e bağlayan tâli yolların, Sinope ve Amisos(Samsun) iskelelerine bağlanmasıydı. Bu yeni durum, M.Ö. 5. yüzyıldan itibaren, söz konusu iskelelerin gelişmesine, buna karşılık salt deniz bağlantılı Sesamos’un, yüzyıldan fazla sürecek bir durgunluk yaşamasına neden oldu, bu durgunluğun somut belirtilerini iki kaynakta bulmak mümkündür. M.Ö. 5. yy’da yaşayan ve gezileri sırasında Sinope’de da kalarak bölge hakkında bilgiler veren Herodot, Sesamos’tan söz etmemektedir, öte yandan, M.Ö. 400’de Onbinlerin Dönüşü’nü yöneten Ksenophan da, Anabasis adlı eserinde Sesamos’u anmamıştır. O Karadeniz kıyıları boyunca Trapezus (Trabzon), Kerasos (Giresun), Kotyora (Ordu), Sinope ve Herakleia’yı sayarak ve buralar hakkında geniş bilgiler verdikten sonra Paflagonlarla aralarında geçen ilişkilerini anlatmıştır: “Paflagonya prensi Korylas, Helenlere, elçileri ile güzel elbiseler ve atlar gönderdi. Dostluk önerisinde bulundu… Elçilerle gelen Paflagonlar, kırda yapraklardan hazırladıkları yataklarda dinleniyor ve hayvan boynuzundan yapılmış kupalarla içki içiyorlardı… Sinope Paflagonya’dadır. Fakat Miletos’un kolonisidir. Buranın halkı, Helenlere dostluk hediyesi olarak üç bin kile arpa unu ve 1500 ölçek şarap verdiler Sinope’den ayrıldıktan sonra uygun bir rüzgârla ve kıyı boyunca iki gün gidildi. Bu yolculuk sırasında, Argo’nun yanaşmış olduğu söylenen Iason Burnu’ndan, Thermodon, İris, Halys ve nihayet Parthenios ırmaklarının ağızlarından geçildi. 4 Mayıs günü bir Hellen şehri ve Megara’nın Mariandynien memleketindeki kolonisi olan Herakleia önünde demirlendi. Gemiler Akherusias Burnu önünde güvenlikteydi. Halk, Onbinler’den ilgi duyanlara, Hercules’in cehenneme indiği mağarayı gösterdiler. Bu mağara 2 stadion’dan (yaklaşık 350 metre) daha derindi. Herakleialılar üçbin kile arpa unu, iki bin ölçek şarap, yirmi öküz ve yüz koyun getirdiler. Fakat Hellenler’in daha fazla istekleri karşısında kaleye kapanarak savunmaya hazırlandılar.” Bu ilginç bilgiler arasında Sesamos’tan söz edilmemesi, muhtemelen Sinop – Bartın ırmağı arasının, çok iyi bir havada kıyıdan oldukça uzakta bir rota izlenerek geçilmiş olmasına bağlanabilir. Fakat kuşkusuz ki, Onbinler’e kılavuzluk edenler, Sesamos’un “dostluk hediyesi”(!) (haraç) veremeyecek küçük bir iskele olduğunu bildirdiklerinden Hellenler buraya uğramamışlardır.

Öteyandan, M.Ö. 400’lü yıllar biterken Pers Krallığı, Hellenlere bir Emirname göndererek “Küçük Asya’daki şehirlerin, Ege adalarından Kıbrıs ile Klazomenia’nın İran’a; Limni, İmroz ve Skyros’un Atina’ya bırakılmasını, bunlar dışındaki büyük küçük sitelerin ise otonom kalmalarını öngördü. Bu, ünlü Antalkidas Barışı’dır. Persler, bu barış sayesinde, önleyemedikleri siteler arası kanlı savaşlardan sıyrılmayı, köylere kadar yayılacak olan parçalayıcı bir otonomi sistemi ile Anadolu’daki güçlü varlıklarını korumayı başardılar, özellikle Anadolu kıyılarındaki siteler, Pers efendilerine asker ve vergi vererek ya otonom veya Pers hükümetinin onayını almak koşulu ile Tiranlığa dayalı yönetimler kurdular. Böylece eski ittifaklar, yani Milet ve Megara kolonizasyonları dağıldı. Aralarında Herakleia’nın, Sesamos’un da bulunduğu çok sayıda eski kolonide yerel yönetimler doğdu. Her site, bir avuç zengin aristokratın buyruğuna girerken siteler arasında da kanlı çarpışmalar başladı. Bu huzursuz dönemde, özellikle Byzans’ın doğusunda kalan Karadeniz kıyı siteleri, hiçbir yerden yardım alamadan kendi surları ve askerleri ile Trakya kavimlerinden yönelen akınları da göğüslemek durumunda kaldılar. Keltlerin baskısı karşısında, Aşağı Tuna boylarının barbarları, Sesamos’a ve öteki Pontus kıyı şehirlerine saldırmaya yöneldiler. Nihayet son bir kötü durum, Paflagonya dağlarında yaşayan yerli toplulukların vahşi gruplar halinde kıyı sitelerine sık sık akınlar düzenlemeleriydi. Fakat en çok, siteleri keyfi yöneten ve her yaptıklarını İran Satraplarına, birer bağlılık örneği olarak göstermeyi amaçlayan Oligark’ların kötü tutumları halkı ezmekteydi.

M.Ö. 4.yy’ın ilk yarısı boyunca durum değişmedi. Onbirlerin uzaklaşmasından bir süre sonra bir ölçüde güçlenen Herakleia, önceki saldırgan tutumu ile komşu siteleri yeniden boyunduruğuna alma girişiminde bulunmak üzere iken zengin ve yönetime hâkim site aristokrasisine karşı bir. yoksullar ayaklanması patlak verdi. Bu, herşeyden önce, Sesamos’a yönelen bir tehdidi önledi. İç ayaklanma Herakleia’nın gücünü sarstı. Karışıklığı gidermesi için Megara’dan özel şekilde davet edilen Eflâtun’un öğrencisi “Hemşehri” Clearque; kurnazlıkla kente hâkim oldu. Tyrannis (Tiran) sanını alarak Herakleia’da bağımsız bir derebeylik kurdu ve Dinast Hanedanı’nın ilki sayıldı. Clearque, uzun süren yönetimi sırasında yeni kanunlar koyarak kendini sevdirdi. Fakat çevreye dönük siyaseti sert ve acımasızdı. Sesamos’u Kromna’yı ve daha doğudaki Kytoros’u kendisine bağladı. Fakat aynı dönemde, Sesamos’ta ve Kromna’da paraların basılmış olması, bu iki sitenin bir kader birliği ederek Herakleia’ya boyun eğmediklerini ve bağımsız kaldıklarını düşündürüyor.

Aşağı yukarı aynı karakterde ve özellikte olan, M.Ö. 4.yy’ın ikinci yarısına ait bu bronz paralardan Sesamos adını taşıyan yedi ayrı tipte “Sesam”, “Sesame”, “Sesa” değişik yazılışları ve Zeus’un, Demeter’in, Apollon’un başları görülüyor.Şayet bu paralar, Sesamos’un bağımsızlığına birer delil sayılırsa, bu durumun İskender’in Anadolu’yu alışına kadar (M.Ö. 334-333) korunduğu kuşkusuzdur. Çünkü, bir Bakküs şenliği sırasında öldürülen Herakleia Tiranı Clearque’nin arda gelenleri Satyrus, Timothee ve Denys dönemlerinde yayılımcı bir siyaset izlenmedi. Ancak bir ölçüde Denys, topraklarını genişletme gereğini duydu ve büyük olasılıkla da Sesamos’u, Kromna’yı belki hatta Kytoros’u yeniden Herakleia’ya bağladı. Hiç kuşkusuz bunları başarırken de İskender’le tesis ettiği dostluğa güvendi. Çünkü, İskender, M.Ö. 334’te Granikos Savaşını yaparken Paflagonya derebeyleri, küçük süvari müfrezeleriyle İran ordusunda yer almışlar; Hellen asıllı Denys ise tarafsızlığı yeğlemişti. Daha sonra da İskender’e bağlılığını bildirdi. Gordion’a, oradan da doğuya ilerleyerek Paflagonya sınırındaki Ankyra’ya (Ankara) gelen İskender, burada bir süre kalarak bölgeye ilişkin kararlar aldı. Kalabalık Paflagon heyetleri huzuruna çıkarak bağışlanma dilediler, İskender bu girişimi olumlu karşıladı ve Herakleia ile Sesamos’a komşu olan iç bölgelerin (Eflani, Safranbolu, Devrek) Paflagonya soylularının yönetiminde yarı özerk kalmasına izin verdi. Çok eski ve şanlı bir tarihe sahip, yiğit Paflagonları ve onların şeflerini bağışladı. Yerel yönetimi “Ulu gönüllü, Ares benzeri Plymen”in soyundan gelen beylere bıraktı.

Sonuç olarak; Batı-Doğu ilişkilerinin çok farklı bir yaklaşımla yeniden ele alındığı bir sırada, önemleri ve büyüklükleri ne ölçüde olursa olsun Herakleia’nın ve Sesamos’un değişimlerden etkilenmemeleri elbetteki imkânsızdı. Nitekim çok geçmeden, kaderine İskender’in yön verdiği İranlı bir Prenses Sesamos’a sahip çıkarak burada kendi adıyla anılacak yeni bir site kurmayı başardı.

Amasra Sikkeleri

Sesamos Paraları. 1’den 5’ kadar olanlar ön yüzde Zeus’un, arkada ise Demeter’in figürlerini taşır. 6. ve 7. paralarda kartal başları görülmektedir. Sesam, Sesame, Sesa bu paralarda okunan kasabanın en eski adlarıdır. (Diğer paralar aynı karakterlerde Cromna ve Sinope’de basılan örneklerdir.E.Babelon-th. Reinach, Recueil Generak des Monnaies … l pt. XXIV)

Tekkeönü Kurucaşile

Kurucaşile ilçesine bağlı Tekkeönü M.Ö. ki yy.lar boyunca Amasra ile kader birliği eden Antik Cromna sitesinin yerindeki küçük köyün bugünkü adıdır. Osmanlı yüzyılları boyunca doğal elverişliliği deniz ve kara ulaşımı konusunda her zaman önemsenmiştir Çelebioğulları derebeylerinin Tekkönü’ndeki nüfuzları 18-19 .yy.larda sürerken doğal kaleye de büyük bir konak yaptırdıkları biliniyor. Bu ünlü konak 20.yy’ın başlarında yanmıştır. (Fotoğraf, 1987 de Bülent Uzun tarafından çekilmiştir.)

Gideros – Cide -Kastamonu

Kastamonu-Cide ilçesine bağlı Gideros, Şimşirleri ile Lâtin Edebiyatı’na geçen eski Cytorus bugün bu adla biliniyor. Koy, fevkalâde güzelliği ile dikkati çekmektedir. Fakat, gerek doğal burunlar ki kalelerden gerekse antik site harabelerinden hemen hiçbir ize rastlanmaz. (Bülent Uzun, 1987)

  

Sponsored Links