Beş Adalı 2 Koylu yarımada Amasra

Amasra Tarihi

Batı Karadeniz’in derin kıyılarında küçük bir yarımadanın oluşumu için bütün bir Dördüncü Zamanının geçmesi gerekti, ilkin, kıyı dağlarına sokuldukça daralan ve iki kola ayrılan bir koy ve bu koyun önünde beş adacık ortaya çıktı.

Kıyıya en yakın ada (Tekketepesi) bir topuk görevi yaparken, aynı eksende sıralanan öndeki üç ada (Boztepe, Zindan, Küçükada) da bu topuğun çevresinde kum çakıl yığılmasını, dik yamaçlardan inen alüvyonların bu birikintinin üstüne serilmesini kolaylaştırdı. Güçlü batı Karayel ve Kuzeydoğu rüzgârları, kıyı kayalarından kopardıkları parçalan sürükleyerek oluşan berzahı tahkim ettiler. Yarımada tamamlandığında, kuzeybatıda kalan en görkemli ada (Boztepe) doğal bir kale, birleşme şansını elde edemeyen kuzeydeki (Büyükada) sağlam bir kuzey kalkanı, doğuda kalan adacık (Küçükada) ise dalgakıran görevini üstlendiler.

Amasra Bakacak Eski Fotoğraf
Amasra’nın Bakacak Mevkisinden görünümü.

Amasra Gömü Köyü
Catullus’un, Virgillius’un dizelerinde geçen Gideros-Amastris kıyı dağları. Bugün şimşir, porsuk, ıhlamur, kestane örtüleriyle güzelliğini korumaktadır. (Cengiz Eruzun tarafından 1985’te çekilmiştir.)

Tabiat, Sesamos/Amastris Yarımadası’nın inşası programı için kaç bin yılı gözden çıkardı bilmiyoruz. Fakat bu sevimli, güvenli yarımadayı keşfeden insanların buraya büyük olasılıkla M.Ö.15.yy’dan daha önce denizden geldiklerini tahmin edebiliyoruz. Bu ilk gelenlerin hem denizci, hem ticaret erbabı, hem gerektiğinde savaşçı kişiler olduklarını da söyleyebiliriz. Çünkü, yarımadanın doğusunda ve batısında oluşan iki koy, Karadeniz Boğazı’ndan çıkma cesaretini göstererek doğuya yelken basanların güvenlikle demir atacakları iki ya da üç sığınma noktasının en elverişlisidir. Gelenlerin izledikleri serüven ve korku dolu rota; asıl tehlikeyi, en eski gemicilerin “Konuk sevmez Deniz” (Pontos-Akseinos) dedikleri, daha sonraları ise bu denizin perilerine şirin görünmek için “Konuksever Deniz” (Pontos-Eukseinos) demek zorunda kaldıkları Karadeniz’e çıkınca gösteriyordu. Fenikeliler, Karyalılar ve Akalar, bu karlı, sisli, fırtınalı denizin “birbirine çarpan kayalarına” (Symplegat’lar), sirenler çalan perilerine (Nympha’lar) şiddetli rüzgârlarına aldırış etmeden doğuya dümen kırmada amansız bir yarış sürdürdüler. Anadolu ve Kafkasya kıyılarındaki bakır, demir, altın madenlerini işletmek, ton balığı avlamak, kara avcılığı, buğday ve esir ticareti yapmak başlıca amaçlarıydı. Bunun için de ticaret acentesi ve sığınma limanı kurmaya elverişli koylara ihtiyaçları vardı. Argos Usta’nın yaptığı elli kürekli meşe direkli çift yelkenli gemiye dolup Altın Post’u aramaya çıkan Arganautlar da herhalde bu ilk gözü pek gemicilerdendi. Bu efsanevi yolculuk sırasında yarı tanrı Herakles’in sonradan kendi adıyla anılacak olan Ereğli’de (Herakleia) “Cehenneme inmesi, üç başlı Kerberos’u yakalaması vs.” lejantı ise Ereğli’nin, Bartın Boğazı’nın (Parthenios) ve Amasra’nın (Sesamos) en eski çağlardan beri
gemicilerin uğrağı olduğunu düşündürür. Fakat yarımadaya ilk kulübeleri, depoları, savunma kulelerini, sarnıçları, iskeleyi ve tapınağı kimlerin yaptığı ve adını bin yıldan fazla koruyacak Sesamos Sitesi’nin kurucuları konusunda ne bir bulgu, ne de kesin bilgiler vardır. Strabon’a (ölüm. M.S.23) göre Sesamos’u İskitler’in bir kolu olan, Gasgaslar’ı veya Hititler’i Batı Karadeniz’den uzaklaştıran Amazonlar kurmuştur, öyle ise Gasgaslar ya da kıyılara kadar indiğini haber veren Hitit Kralı Labarnaş (M.Ö.17.yy) tarafından daha önce burada kurulmuş bir başka şehrin varlığını düşünmek gerekir. Hitit Annallarında sözü edilen “Kızılırmak’ın solunda, Karadeniz kıyısındaki Kuzey Şehri Knrustamma”, acaba Sesamos’tan önceki Hitit iskelesi midir? Yakın zaman araştırmacılarından Prof. R. Leonhard’a göre ise Akalar, daha Miken uygarlığını kurmazdan önce Batı Karadeniz kıyılarında yüzyıllarca oyalanmışlar, bakır işçiliğini vahşi yerlilere öğretmişler; Sesamos gibi ilk kıyı sitelerini kurmuşlardır. M.Ö. 12.yy’da geçtiği sanılan Trova Savaşları’nı destanlaştıran Homeros (M.Ö.9.yy) Parthenios’u, Sesamos’u, daha doğudaki Kromna’yı (Tekkeönü), Kytoros’u (Gidoros) içine alan Paflagonya’dan, “ulu gönüllü, Enetlerin ve Paflagonların Hanı, Ares benzen Plymen in, katırlara binmiş muharipleriyle” geldiğini anlatır. Asıl ilginç olan durum, Homeros’tan yıllarca sonra çıkarılan bazı Amastris ve Kromna paralarında bu ünlü destan ozanına yer verilmesidir. Bundan esinlenerek Sesamos’un kurucularının, Homeros’un memleketi olan Meles Çayı boylarından geldiklerini ileri süren araştırmacılar da vardır.Gerçek şu ki, kurucuları hangi ulustan olursa olsun, Zonguldak kıyı şeridinin en eski yerleşim noktaları sayılan Herakleia, Tios(Filyos), Parthenios, Sesamos, Kromna, Ktyros, M.Ö. 15. yy’a doğru kuruluşlarını tamamlamış: mevkilerinin önemi, ard ülkeleri, sığınma, savunma ve pazarlama imkânları ölçüsünde de gelişmiş bulunmaktaydılar. Herakleia her bakımdan bölgenin önemli merkeziydi. Sesamos ise ikinci sıradaydı. Bu sitelere yerleşen denizcilerle kıyı kesimlerini sıyırıp geçen ya da iç kısımlardan gelip istilâ eden Kukon, Mariandyn, Henet, Pafiagon vb. kavimler çocukları, zaman içinde karışıp kaynaşarak gözü denizlerde ve ticarette, uyanık, atılgan ve o site halklarını oluşturdular, öte yandan, M.Ö. 13’yy’da Ticari nüfuz alanlarını Ege Denizi’ne, buradan da Karadeniz’e kadar genişleten Fenikelilerin, ortak edindikleri Karyalılarla bütün siteleri tanıdıkları, konumu ve elverişliliği yönünden de bâzılarını birer Sayda kolonisi yaptıkları biliniyor. Strabon’un, Estienne de Byzance’ın; “Burada ilk yerleşim Sesâme (Sesamos) adı verilerek Fenikelilerce kuruldu” açıklamaları, herhalde bu kolonileşme ile ilgilidir. Aynı sırada Herakleia ve Sinop da Sayda-arya ortaklığının ticari egemenliğini kabul etmiş gözükmektedir. Bu üç noktada üstlenen gemicilerin, bütün Karadeniz kıyılarını dolaşmak isteğiyle Dinyeper’in ağzına kadar gittikleri, burada yeni bir “Sur” sitesi kurdukları bilinmektedir.
Sesamos daha çok bir transit limanı olarak, M.Ö. “10.yy sonlarına kadar Akdeniz tüccarlarına hizmet etti. Buna karşılık, doğal yapısı bakımından Fenike’nin merkezi Sur’a benzerlik veren yarımada ve adalar, ilk imar çalışmalarına tanık oldu. Kuzey rüzgârlarına Boztepe kütlesi ile kapalı Küçük Liman’a, bu adanın kuzeybatı ucundan itibaren yaklaşık 100 metrelik bir dalgakıranın yapılması, ada yamaçlarına, savunmaya uygun şekiller verilmesi; kıyı ile adalar arasındaki berzahta, her iki limanla bağlantılı bir pazar yeri kurulması; doğudaki geniş koyun dalga kıranlarla güvenliğe alınması, aşağı yukarı üçyüzyıl kadar süren Fenike nüfuzunun Sesamos’taki yatırımlarıdır. Küçük bir mahalle, burada yaşayanları alabilecek basit bir kale, rıhtım ve mağazalar… Sesamos, bu doku içinde, çok canlı bir pazaryeri ve işlek bir iskeleydi. Bir tür yüzen atölyeler denebilecek Fenike ve Karya gemileri; Akdeniz limanlarından yükledikleri külçe camları, bakırları, kalayları… aralıksız işlemekte, üretilen şişeleri,
sürahileri, mezar andaçlarını, süs eşyalarını her yere olduğu gibi Sesamos’a da getirerek pazarlamaktaydılar. Kırım’dan Kafkasya’dan gelen başka gemiler ise ambarlarındaki esirleri, tamı çuvalların, aynı pazarda satışa sunuyorlardı. Geleneksel alım satım, takasa dayandığından, iç kısımlarda çok ilkel şartlarda yaşayan kır insanlar, da kendi ürünlerin! ve
evcil hayvanların, getirerek pazara katılmaktaydılar. Fenikeli ya da Karyalı yönetim gözcülerinin ve yerel yöneticilerin sağladığı güvenlik ortamında; yükleme, boşaltma , depolama, taşıma ve pazarlama işleri doğal olarak sitenin giderek genişlemesini de gerektiriyordu. Ayrıca bu ilginç Pazar sistemi, denizlerarası manç, gelenek ve kültür akışımın, da kolaylaştırdığından sözgelimi Mısır’ın Lotüs kültü, Sesamos’a kadar geliyor, elde kaldığı için ehven fiatla bırakılan döller. İlkçağ inançlarının her türlüsünü burada da yerleştiriyordu.
Bu düzenli gidiş. Akdeniz’deki güç dengelerinin M.Ö. 9.yy doğru aldığı yeni görünümle birlikte bozuldu. Gücünü yitiren Fenike, Karadeniz kolonilerini terk etti.Karanlık dönemden sonra Sesamos’la birlikte öteki Karadeniz sitelerinin, M.Ö.8.yy’dan başlayarak İyon
kolonizasyonuna katıldıkları görülmektedir.
Buraya kadar özetlediniz yaklaşık yedi yüzyıllık dönem, Amasra tarihinin en uzun bölümü olduğu halde ne yazık ki önemli hiçbir iz bırakmamıştır. Kaynaklar “Sesamos, önceleri Sur’lu Phineus Krallığının bir sömürgesiydi.” Veya “kentin adı bir nebattan çıkmış, daha sonra burası bir Kayra sömürgesi olmuştur” gibi, kısa ve açık olmayan birkaç cümle veriyor. Fenike dilinde Sesami, Sesam ya da Sesa olması muhtemel Sesamos sözünün ne anlama geldiği de bilinmemektedir.

Amasra Tavşan Adası (Büyük Ada)
Boztepe yamaçlarından Büyükada, Küçükada ve Ada Arası. Büyükada’daki ünlü manastır bilinmeyen bir tarihte yakılmıştır.

Amasra Krokisi
1:5000 Amasra Krokisi

  

Sponsored Links