Amastris (Amasra) Amforaları

Amasra Tarihi

amasra-anforalar

Amforalar, kilden yapılma, sade görünüşlü, ağızları tıkaçla kapatabilinen ve istiflenebilmeleri göze alınarak genellikle sivri olarak yapılmış testilerdir.
Klasik ve Helenistik dönemlerde Rodos, Knıdos(Datça), Klozomenia(Urla), Sınope(Sinop) ve Herakleia(Kdz. Ereğli) amfora üretim merkezlerindendi.

Amforalar, kilden yapılma, sade görünüşlü, ağızları tıkaçla kapatabilinen ve istiflenebilmeleri göze alınarak genellikle sivri olarak yapılmış testilerdir.

Klasik ve Helenistik dönemlerde Rodos, Knıdos(Datça), Klozomenia(Urla), Sınope(Sinop) ve Herakleia(Kdz. Ereğli) amfora üretim merkezlerindendi.

Amasra,  (M.Ö.308–285) Amastris döneminde, mühürlü amfora üreten merkezlerden biri haline geldi. Amasra’da üretilenler şekil olarak Taşoz amforalarına yakındı. Dar ve biraz geniş olmak üzere iki yaygın tipi vardı. Geniş olanlar, kulplarının dışa taşkın olması, kademeli ağız kenarı, yüksek omuz, geniş karın, ovoidal gövde ve sivri dibe sahip oluş gibi özelliklerle Sinop Amforalarını hatırlatır. Bu tipin mühürleri boyunda yer alıyordu. Buna paralel olarak İç bükey AMACT/PIOC yazıtı ile sağ alt köşede sarmaşık yaprağı taşıyordu. Dar olanlar da Herakleia amforalarına benzerler. Genişlerde olduğu gibi mühürler boyun kısımlarına vurulmuştur.

Amastris amforalarının en önemli özelliği, ağız kenarlarındaki çizgi varlığı ile mühürlerin omuzlara değil, boyunlara vurulmuş olmasıdır.

Kentin kuruluşundan itibaren başladığı bilinen mühürlü amfora üretimi İ.Ö. III. yy.lın ilk çeyreği boyunca devam etmiştir. Kuzey Anadolu kıyılarında zeytinliklere sahip tek yer olması nedeniyle hem bu bölgenin, hem de Kırım yarımadasının zeytinyağı ihtiyacını karşılayan Amastris, yapılan kazılardaki veriler doğrultusunda, amforalarla zeytinyağının yanı sıra, salamura zeytin de sevk ettiği anlaşılmaktadır. Ne var ki Amastris Amforaları çok kısa bir süre için üretilmişlerdir.

Amforaların dibi niçin sivridir?

Ticari amforalar deniz aşırı ihracatları taşıyan minik bir konteynır olduğu için nakliyeleri gemilerle yapılmıştır. Dolayısıyla amaç bir gemiye en az alanı kaplayarak en fazla amforayı doldurabilmektir. Sivri dipler ise gemide istifleme avantajı sağlarlar. Birbirlerini sıkıştırarak çarpma ve kırılma riskini en aza indirirler. Normal boyutlardaki bir gemi, bu tür bir yükleme sonucunda 2.000–3.000 amfora taşıyabiliyordu.

Dünyanın en eski amforası, M.Ö.3.000 yıllarına ait Troya amforasıdır.

Bir amforanın şekli bize, onun tarihini, geldiği coğrafyayı, ait olduğu milleti ve içersinde taşıdığı malın niteliğini anlatır. Çünkü amforaların formları, hacimleri, genellikle onu ihraç eden devletin veya tüccarın tescilli markasıdır. Bir amfora ustası, fırının başına geçip, kafasına göre yeni bir form ve hacimde amfora üretemezdi.

Peki Türkler amfora üretmişler midir? Hayır. Türkler Anadolu’ya geldikleri zaman, amforacılık son dönemlerini yaşıyordu. Bu dönemlerde fıçı üretimi amforaların yerini almıştı.

Amfora yapımındaki güçlükler nelerdir?

Eski çağlarda amfora yapımındaki en büyük sorun fırınlama idi. Elbette uygun kil veya toprağın bulunması, çamurun çiğnenerek hazırlanması ve dinlendirilmesi, direnç veren katkıların ilavesi çok önemliydi ama amfora fırınlarında 900–1000 derece gibi yüksek ısıya ulaşabilmek her zaman mümkün olmuyordu.  Yeterli derecede pişirilemeyen amforalar pul pul dökülürken, kontrol edilemeyen fazla ısı, onları ya deforme ediyor, ya da eritiyordu.

Başka bir teknik sorun ise yalıtımdı. Amforalar gerek içerden ve gerekse dışarıdan geçirgenliği en aza indirmek amacıyla, sırlama(camlaştırma=firnişleme) işlemine tabi tutuluyordu. Bunlara ilaveten amforanın içi hoş kokulu reçine, üzüm pekmezi, bal ve balmumu ile kaplanırdı.

Diğer bir teknik sorun da amfora ağzının kapatılması veya tıpalanmasıydı. Bunun çözümlenmemesi amforanın içersindeki ürünün dökülmesine veya hava alıp bozulmasına sebep oluyordu.  Amfora ağızlarını kapatmak için yaprak veya kumaş üzerine çiğ kil veya pişmiş toprak tıpalar kullanılmıştır. Ayrıca mantar, çam kabuğu, çam kozalağı, volkan taşı ve ahşaba kadar birçok malzeme bu amaçla kullanılıyordu.

Antik döneme ait amforaların bazılarında, tanıtıcı marka olarak boya ile yazılmış yazılar, kazıma ile yapılmış işaretler bulunur. Bu yazı ve işaretler taşınan ürünün cinsini, yöresini, kalitesini belirttiği gibi aynı zamanda bir reklâm niteliği taşıyordu.

Metin Yazarı: İsmail AKTAŞ

Görevi: Profesyonel Turist Rehberi

                                                       Tel:(0542) 515 23 14

  

Sponsored Links