AMASRA’nın FETHİ (Ekim 1460)

Amasra Tarihi

fatih_sultan_mehmet

15. yy başında Türk-Müslüman Anadolu yarımadasında, hala bazı yabancı egemenliklerin bulunması; İstanbul’un fethinden sonra Fatih’i ilgilendiren en ciddi konuydu.

Karadeniz kıyıları boyunca, Samsun dışında henüz Osmanlı egemenliğine sokulmuş tek yer yoktu: Doğudan itibaren Trabzon Rum İmparatorluğu, İsfendiyaroğulları Türk Beyliği ve Cenova’nın Amasra Kolonisi. Siyasal bütünlük ve ekonomik çıkarlar bakımından bu uzun kıyı şeridinin Osmanlı topraklarına katılması zorunluydu. Özellikle Amasra’nın niçin kendi dönemine gelinceye kadar alınmadığını hayretle karşılayan Fatih; Amasra ile ilgili mevcut kaynakları doğrudan inceleyerek kentin büyüklüğü, tarihteki önemi, kalelerinin niteliği vs. hususlarda bilgiler edinmiş; bir zamanlar buraya “dünyanın gözbebeği” (Çeşm-i cihan) denildiğini dahi tespit etmişti. Bununla yetinmeyerek Veziriazam Mahmud Paşa’ya da sordu: “-Mahmud, ol hisar ne yer kim anı benim atam dedem almadı?..” Padişah’ın nedenli bilgi sahibi olduğundan habersiz bulunan Mahmud Paşa: ‘-Sultanum bunun alınmadığına sebep ol kim, Hak Tealanın takdirinde buranın fethi Sultanımın elinde ola!..” gibi geçiştirici bir cevap verdi. Oysa Padişah Amasra’yı son derece önemsiyor; fethi için ciddi hazırlıklar yapılmasını istiyordu. Hammer’e göre Trabzon yolunun açılması da bir ölçüde buranın alınmasına bağlıydı. Amasra’da barınan ve korsanlığı meslek edinen “Frenklerden” de yakınmalar eksik değildi. Tevarih-i Al-i Osman’ların ortak haberlerine göre “etraflarını vurmaktan, denizlerde soygunculuk etmekten vazgeçmiyor, bir yılda verdikleri vergiyi bir günde geri alıyorlardı.” “Kaçan esirler gelip Amasra’ya sığınıyordu”, “Karadeniz’e sefer yapan Müslüman gemilerine musallat olan Frenkler, saldırılarının sebebi sorulduğunda inkar etmekte, bu işleri levend gemilerinin yaptıklarını ileri sürmekteydiler.” kısacası “—memalik-i müslimine hayli zarar idüb nice kimesneleri girift idüb diyar-ı Efrence gönderüb bey’…” etmekte eşsizdiler.

Esfar-ı Bahriye-i Osmaniye adlı yakın zamanda yapılmış çalışmada ise, Amasra’nın fethinden önceki hazırlık döneminde Fatih’in kaygılanmasındaki nedenler açıklanmaktadır: “İstanbul’un fethinden sonra Devlet-i Aliyyeye karşı, Trabzon Rum İmparatoru David Commen, Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan, Karaman Beyi İbrahim, Kastamonu Beyi İsmail; bir ittifak-ı hafi (gizli anlaşma) akdederek bu ittifaka ol zaman Karadeniz sevahilindeki ekseri mevki-i müstahkeme sahip bulunan, bahriye kuvveti bakımından fevkalade bir iktidarı haiz olan Cenevizlileri dahi idhal ile berren ve bahren (karadan ve denizden) bir büyük kuvvet teşkili için gayret sarfına başlayıp keyfiyeti kimseye ihbar etmemişlerdi…”

Eflak, Bosna, Arnavutluk sorunlarını çözüme kavuşturduktan, Balkan topraklarını güvenceye aldıktan sonra Kuzey Anadolu’ya yönelmeyi tasarlayan Padişahın; böyle kapsamlı bir ittifakın gündemde olduğunu öğrenir öğrenmez karar değiştirdiği, Amasra’nın, ardından da İsfendiyar ülkesi ile Trabzon’un alınmasına öncelik tanıdığı anlaşılıyor. Bu öncelikte ilk sıra ise Amasra’ya tanındı; çünkü İstanbul’un fethinden sonra Doğu kolonilerinin birçoğunu ve Galata’yı Osmanlılar’a terk eden Cenova Hükümeti söz konusu ittifakın öncülüğünü yapmakla da kalmayarak savaş açmak için bahaneler aramaya başlamış, bir elçi aracılığı ile de Galata’nın iadesini istemiş bulunuyordu. Fatih, elçiye; Galata’yı zor kullanarak almadığını, kendilerinin teslim ettiklerini hatırlattıktan sonra, değil Galata’yı geri vermek, Anadolu sahillerindeki Amasra kalesinin dahi derhal teslim edilmesinin gerektiğini bildirmişti. Bu sert ihtar üzerine Cenova Hükümeti Osmanlılar’a karşı resmen savaş ilan etti

Nisan 1460’ta çıktığı İkinci Mora Seferinden Ağustos sonunda dönen Fatih Sultan Mehmed, Amasra’ya yönelmekte tereddüt etmedi. Fakat kararını gizli tuttu, “yüz kıt’a kadar kadırga nev’inden sefain-i harbiyye ve elli kıt’a da nakliye sefaininden mürekkeb ve otuzbin bahriye askerini hamil” Yüzelli gemilik Osmanlı Donanmasını, Veziriazam Mahmud Paşa’nın komutasında Karadeniz’e sevk etti ve nereye ne amaçla gittiğini bilmeyen Paşa’ya belirli aşamalarda açması için gizli emirnameler verdi. (Bu yöntem, Osmanlı Tarihi’nde ilk kez Amasra seferinde uygulandı ve bir süre önceki Arnavutluk harekatında Sultanlık buyruklarının Arnavut Beylerine aktarılmasından alınan dersle ilgiliydi.) Kendisi de “sayd ü şikar bahanesi ile ol tarafa güzar ile” sözde avlanmak için Üsküdar’a geçti. Yanındaki az sayıda Anadolu askeri ile ve çok ser’i bir yürüyüşle Akyazı-Bolu yolundan kuzeye yöneldi. Ordu içinde de nereye gidildiğini bilen yoktu. Bolu’ya gelindiğinde kısa bir mola verildi. İsfendiyaroğlu İsmail Bey, seferin kendi ülkesine yönelik olduğunu sanarak Sinop kalesine çekildi. Osmanlı ordusunda, gerekirse top dökülmesi için çok miktarda tunç yüklü deve katarları da vardı. Bolu’dan sonra zahmetli bir yürüyüşle Bartın Irmağı vadisine inen “Fatih, Donanma’nın Amasra açıklarına demirlediğini öğrenince ağırlıklarının bir bölümünü Bartın’da bırakıp Amasra’ya doğru yürüdü. Kaledeki Cenova yetkililerine de teslim olmaları için bir haberci müfrezesi gönderildi. Savunma girişiminde bulunulmaksızın teslim olunması, aksi halde kalenin denizden ve karadan topa tutulacağı ve Padişahın merhamet etmeyeceği duyuruldu. Fatih, Amasra yarımadasının ve kalelerinin gözüktüğü tepeye ulaşınca durdu. Bu tarihi şehri uzaktan bir süre izledi ve edindiği bilgilerle ilgili olarak yanındaki danışmanına “-Lala, Çeşm-i Cihan bu mudur, ola?” ünlü sorusunu yöneltti. Denizden ve karadan ani bir kuşatma karşısında şaşıran kaledeki sorumlular “-gördüler kim, hisarun eyi müşterisi var, eğer satsalar ve satmasalar gene alurlar!” teslim olma kararına vararak son Cenova Konsolosunun başkanlığında bir heyeti Padişah’a gönderdiler. “Tekfur, hisarın miftahını bile getürdü. Ve hem bir nece muteber kafirler bile geldiler. Padişah dahi bu muteber kafirleri İstanbul’a gönderdi. Ve cem’i mallarını bile. Ve bu kafirlerin hiçbirin esir etmedi.” Amasra’yı savaşsız ve kansız teslim alan Fatih’in buradaki Latin, Rum ve Ermeni koloni halkına son derece bağışlayıcı davrandığı anlaşılıyor. Sayıları ancak birkaç yüz dolayında tahmin edilen bu insanlar, Donanma’nın küçük bir filosu ile İstanbul’a gönderilmişlerdir. Fatih’in bu yöntemi çok kez uyguladığı biliniyor. Sonradan doğabilecek fitneleri önlemek için, fethedilen kalelerin yerli halkını başka yerlere göndermek bir başka yerden de alınan yere Türk-Müslüman bir toplum getirtip yerleştirmek. Kuzey Karadeniz’de hala Cenova kolonilerinin bulunduğu düşünülürse, Cenovalılar’ı Amasra’da bırakmak elbetteki doğru değildi. Kaldı ki, yeni başkent İstanbul’un Pera kesiminde, denizcilik ve ticaret deneyimine sahip gayrimüslimlerin iskanı öngörülmüştü. İstanbul’a sevk edilen Avrupalı Hıristiyanlar arasından bir kısım gençler de seçilerek “huddame-i hassa silkine idhal için”, Enderûn-u Hümayun’a yollandı. Hammer’e göre de “Amasra halkının üçte ikisi İstanbul’a göç ettirilirken üçte birinin kentte kalmasına izin verildi.”

Amasra Kalesini yıktırmadığı gibi, buraya bir muhafız birliği bırakılmasını, Kadı atanmasını, arazi tahriri için katipler görevlendirilmesini, kiliselerin camiye çevrilmesini ve “Eflagan(Eflani) ilinin ucundaki hisarın halkının bu hisara” getirilmesini… Buyuran Fatih Sultan Mehmed. Amasra’da fazla oyalanmayarak Bursa’ya döndü. Hareketinden önce Veziriazam Mahmud Paşa’ya da “Donanma’nın teçhizi için” talimat verdi. Fakat daha ilginç bir karar Kale içindeki iki küçük kilisenin camiye çevrilmesi ve her ikisi için tüm Amasra topraklarını kapsayan “Ebulfeth Sultan Mehmed Han Gazi Hazretlerinin Amasra Kazasına tabi Kal’a derûnunda kain Cami-i şerifleri Vakfı” adı altında zengin bir vakıf tesis edilmesiyle ilgilidir. Vakfiyyesi kaybolan bu selatin vakıf; geçerliliğini günümüze kadar korumuştur.

Amasra’nın fethi olayı içinde müphem kalan birkaç husus vardır: Aşık Paşa-zade’nin “Padişah dahi Amasra’nın limanına girdi” ifadesine bakılırsa, Fatih kasabaya inmiş; kaleyi gezmiş, kiliseleri görmüş, hatta belki de bunlardan birisinde “Hutbe-i İslam” okutup namaz da kılmıştır. Aynı Tarihçiye göre, Amasra’nın fethi gerçekleşince Bursa’ya gitti. “Bursa’nın taşrasında ferman-ı Şehriyari ile Otak-ı gerdûn -nitak kurulub ale’l-ittifak ayak divanı olub nece meşvereden sonra yüz pare gemi Sinob’a yollandı.” Bu bilgiyi Topkapı Sarayı Kitaplığı’ndaki bir Al-i Osman Tarihi veriyor ve Aşık Paşazade’nin “Padişah dahi bir gemi ile Mudanya’ya gidüb Bursa’ya geçüb İsfendiyaroğlu üzerine sefere karar verdi.” haberini doğruluyor. Sonuç olarak, 1460 yılı sonbaharında Amasra’yı fetheden Padişah’ın, İstanbul’a dönmeyerek kışı Bursa’da geçirdiği, 1461 yılı ilkbaharında da Karadeniz kıyılarındaki fetihleri tamamlamak üzere harekete geçtiği anlaşılıyor. Oysa; F.Babinger ‘Fatih’in Amasra seferine çıkmadığını, Mahmud Paşa’yı 1460 güz aylarında az bir kuvvetle bu iş için görevlendirdiğini”; Hammer, Hayrullah Efendi ve İ.Hami Danişmend ise “Amasra’nın fethinden sonra Fatih’in harekatını sürdürdüğünü, Sinop ve Trabzon’u da aldıktan sonra İstanbul’a döndüğünü ve bütün bu fetihlerin 1461 yılı boyunca gerçekleştiğini” ileri sürmüşlerdir.

Fetihten sonra İstanbul’a dönen Mahmud Paşa, 1460-1461 kış aylarını, donanmanın bakımı, yeni teknelerle takviyesi ile geçirmiş ve ilk baharda yeniden Karadeniz’e açılarak Sinop’a yönelmiştir. Bu sırada İsfendiyaroğlu İsmail Bey’in durumu oldukça güçlüydü. Müstahkem Sinop kalesini savunacak 400 topu, oniki bin usta okçusu, Ak Liman’da demirli mükemmel bir harp filosu vardı. Bu nedenle de Osmanlı Kara Ordusu Rumeli askerleriyle takviye edildi. Fatih, ünlü tarihçi Tursun Bey’e kaleme aldırdığı, İsmail Bey’e hitaben mektubunda “-Trabzon Fethi için denize açılan Donanma Sinop’a uğradığında ikmal konusunda her türlü yardımı esirgememesini, böylelikle aradaki dostluk bağının güçleneceğini…” yazmıştı. Fakat İsmail Bey, durumdan şüphelendi ve Sinop’a kapanarak danışmanlarına “—Geçen sene Cenevizlilerden Amasra kalesinin alınmasından sonra bu kez de sıranın kendilerine geldiğini…” hatırlattı. Bununla birlikte Fatih’in isteklerinin derhal hazırlanması için emirler verdi. 1461 yılında altmış bin süvari, seksen bin piyade ile Kastamonu ve Sinop’a yürüyen, denizden de Donanmayı seferber eden Fatih’in, İsfendiyar Beyliği’ne son verdikten sonra Trabzon’a yürüdüğü; bu arada Kastamonu-Sinop-Bolu-Amasra havalilerini (yani Paflagonya bölgesini) Kastamonu Eyaleti adı altında örgütlendirdiği bilinmektedir.

Amasra’nın fetih tarihi konusundaki çelişkiler (ki, 1458,1459,1460 ve1461 gibi dört ayrı sav vardır) Fatih döneminde veya hemen sonra yazılan tarihlerden kaynaklanır. Aşık Paşazade, “ve bu fethin tarihi Hicretin sekizyüzaltmışdördü ile sekizyüzaltmışbeşi arasında vaki oldu.” demektedir. Bunun anlamı, “H.864’ün sona erdiği, 865’in başladığı günler” şeklinde yorumlanırsa; Amasra’nın 30 Zilhicce 864/ 16 Ekim 1460 -1 Muharrem 865/17 Ekim 1460 günlerinde fethedildiği ortaya çıkar. Neşri, Nişancı Mehmed Paşa, Hoca Saadeddin Efendi 864 yılını vermişlerdir. Dukas ise 1461’den söz etmektedir.

Amasra’nın fethi Osmanlı tarihlerinde genellikle ayrı bir bahis halinde anlatılmıştır: Aşık Paşa­zade (sf 153), Neşri (vrk 172), Kemal Paşazade(vrk.91),Tarih-i AI-i Osman (vrk 91), Müneccirnbaşı Idris-i Bitlisi (vrk. 107), Ali (vrk. 132), Tursun Bey (vrk. 96) Tac’üt-Tevarih (I. 472) bunlardandır. Yine Fatih dönemi tarihçilerinden Kritovulos da (sf. 128) da Amasra’dan İstanbul’a ahali konusunda bilgiler vermiştir. Bunların bazılarından alınan kısa bölümler aşağıdadır: Aşık Paşa-zade (Tevarih-ıAI-ıOsman)dan :

Babanı beyan eder-kim Amasra ne suretle alındı. Amasra bir hisardır padişahı bir frenk idi ve bütün Anadolulun esiri-kim kaçsa hep ana gelirlerdi ve hem bu Amasra kafirleri zaman zaman deniz yüzünden çıkıb haramilik ederlerdi bu zaman dahi Anadolu’nun yesiri Amasra’dan urumeline geçer dahi kaçanı kafire sorsalar gayri vilayetün gemisidür derler idi ve bu hali sultan mehmed hana bildirdiler padişah der mahmud ol hisar neyer-kim benim atam ve dedem almadı mahmud paşa der sultanum bunun alınmadığına sebeb ol-kim hakk tealanın takdirinde buranın fethi sultanımın elinden ola dedi padişah eder mahmud tiz bunun tedarikinde bulun varalum allah takdirinde her ne takdir oldu ise görelim der mahmud paşa dahi gemiler donatdı yarar yoldaşlarla amasraya gitdi padişah dahi korudan gitti akyazıya ve boluya vardı boludan amasraya vardı İsfendiyaroğlu İsmail Bey işitdi-kim hünkar amasranın üstüne düşdü İsmail Bey vardı Sinoba gitdi hünkara eyü kişiler gönderdi padişah dahi Amasra’nın limanına girdi leşker saldılar hisarın tekfuru gördi-kim hisarın eyü müşterisi var eğer satsa ve satmasa gene alurlar tekfur yanındaki kafirlere eder yoldaşlar ben bu hisarı müşteriye veririm der kafirler dahi kabul ederler kafirler tekfuru padişaha gönderdiler tekfur hisarın miftahını bile getürdi ve hem bir nece muteber kafirler bile geldiler hisarı teslim etdiler padişah dahi bu muteber kafirleri İstanbul’a gönderdi ve cem’i mallarını bile gönderdiler ve bu kafirlerin hiçbirini esir etmedi eflagan ilinin ucunda padişahın bir hisarı var idi anın halkını bu hisara getirdiler bir eyü kiliseyi mescit etdiler hutbe-i islam okundu.

nazım

bu islam bucakda küfr ü zulmet

amasra olmuşdu dar-ı zillet

veli bir burcu kalmışdı ancak

götüre anı-kim hana değe növbet

bu han zulmete varsa nûr ider

Aşıki hakka şükr et cana minnet

ve bu fethin tarihi hicretin sekizyüzaltmışdördü ile beşi arasında vaki oldu sultan mehmed han gaazi elinden.”

Neşri Tarihi’nden:

“Rivayettir: Amasra Karadeniz kenarında İslam ehli arasında bir hisardır. Padişahı Frenk idi. Bütün Anadolu’nun esiri kaçsa ona varıp kurtulurdu. Ve hem bu Amasra kafirleri zaman zaman deniz yüzüne çıkarak korsanlık ederlerdi. Sorulsa başka vilayetin gemileridir bizim değildir derlerdi. Bunların ahvaline vakıf olan Sultan Mehmed, Mahmud lala bu kale nasıl kaledir kiatam vededelerim almadı. Hele şunun gibi fesadları ola dedi. Mahmud Paşa, belki hak tealanın takdirinde sultanımın eliyle alınmak mukadderdir. Zira işler vakitlerine bağlıdır. Saatine küyer ola dedi…. Sonra hünkar Amasra’nın üzerine konub oturdu. Ve gemiler de gelerek limana girdiler karar ettiler. Kaleyi cebren ve kahren fethedeceklerini gören Amasra tekfuru kendi kafirlerine elbette Türk bu hisarı bizden alır. Minnetsiz oluruz. Ve hem bizi kırarlar, kadınlarımız kızlarımızı esir ederek bağırlarına basarlar, bizim yaylarımızı kırarlar, başlarımızı keserek bedenlere asarlar. Amma kaleyi kendi ihtiyarımızla vererek yanlarında hoş kişi olmak en iyisidir. Dedi. Kafirler bu söze razı oldular. Bunun üzerine tekfur çıkıp gelerek hünkarın elini öptü. kaleyi ona teslim etti. Padişah da muayyen kafirlerini, oğlu kızı ve eşyaları ile birlikte İstanbul’a gönderdi. Bir habbelerini almadı. Hünkarın İflagaa ucunda bir hisarı vardı. Oranın halkını burup Amasra’ya getirdi. Hünkar bir yüksek kiliseyi camı ederek İslam i orada da okundu ve bu fetih hicretin 864 (M. 1459-60)’ünde vaki oldu.”

“Rivayettir, Sultan Mehmed Gazi, Kastamonuyu, Sinobu, Koyulhisarı ve Trabzonu bütün vilayetleriyle hep birden bir seferde fethetti 865 (1460-61) (M.A.Köymen’in sadeleştirdiği metinden) Hoca Saadeddin Efendi-Tacu’t-Tevarih’den: (Kısmen sadeleştirilmiştir) “Ülkeler fetheden Sultanın Amasrayı fethi Karadeniz namı ile şöhret bulan Şimal Denizi kenarında ve daha önce padişahın ülkesinde yer almış bulunan Bolu vilayeti civarında Amasra adlı bir kale bulunup din düşmanı kafirlerin yuvası halindeydi. Buraya giren ve çıkan, onların taarruzlarından selim olmaz idi. Karada ve denizde yol keser ve islam askerini vakitli vakitsiz baskına uğratıp bin bir türlü hile ve fesad ile zarara uğratırlardı. Ol gemicilerin gemileri yorulup usanmadan, mütemadiyen sağa sola saldırırlardı. Ve daima fesat ve zulümlerini inkar ile -ol gemiler bizim gemimiz değildir. Levend gemisidir. Derler idi. Ayıp ve hilelerini bu şekilde saklamaları saadetlü padişaha maruz olacak —Aba-yı kiramım bunca iktidar ile diyar-ı islam civarında olan bu kafayı niçün ihmal eylemişlerdir? Deyü taaccüb gösterip mezkûr kaTanın alınmamasına sebep ne oldu ola? deyü vezir-i daniş pezirlerinden izahını istediler. Paşa dahi eyitti -Takdir-i aziz-i alim, buranın fethini Sultanımın iktidar eline teslim etmiş ola ve teshirinin zamanı ve feth tedbirinin eyyamıdır. Dedikte, saadetlü sultan Mahmud Paşanın kelamını beğenip kula atına binüb yanında şecaatti dilaverleri ile Akyazı yolundan Hazerbin vilayetinden Boluya vardılar. Ve deryadan dahi ferman-ı şahaneleri ile cesametli bir donanmayı zaferin itmamına hazır kıldılar ve hücum ettiler, İsfendiyaroğlu İsmail Beğ, Padişahın Boluya teveccühünden haberdar olacak korkup Sinop’a kaçıp azm-i hümayunların Amasra muhasarasına maksûd ettüğün ihsas ile Padişah’a peşkeşler gönderip arz-ı ubudiyyet gösterip af diledi.

Müellefe

Şehinşah asker ile yola girdi

Hisara izz ü ikbal ile girdi

Gemiler dahi erdi bir seferden

Kuşatdı şehri leşker bahr ü berden

Çü gördi haşmet-i islamı küffar

Hisarı virdiler sultana naçar

Şehinşah eyleyüb zapt ol hisarı

Reğaadi heman-dem oldu cari

Müşerref eyledi çün mesnedini

Kudümü eyledi şad ehl-i dini

Mevlana Neşri demiştir ki; Amasra fetholundukta tekfurunun ehl ü lyalinı ve taayyün bulan beğlerı ile istanbul’a gönderip Eklegan vilayetinde olan hisar halkını Amasra’ya nakl ettiler.” Fatih dönemi tarihçilerinden Kritovulos ise şunları yazmaktadır: “Sultan Mehmed Han, İstanbul’un yönetim ve her turlu işleriyle uğraşırken Mora’dan naklettirdiği halktan fen ve sanat yeteneği olanları İstanbul’da yerleştirip diğerlerini Anadolu’nun muhtelif yerlerine gönderdi.. Karadeniz sahilindeki Paflagonya bölgesinde bulunan Amasra şehrine mübaşirler yollayarak halkının büyük

Bölümünü ülkenin sair taraflarındaki ilim sanat ve fen adamlarıyla birlikte İstanbul’a getirtti.”

Von Hammer’in, Mehmet Ata tarafından Osmanlıca’ya çevrilen Osmanlı devleti tarihinde Amasra’nın fethi konusu kentin kısa tarihi ile birlikte verilmiştir:

-Padişah, tasavvurunu pek gizli tuttuğundan tedarikat-ı harbiyyesi Amasra Cenevizleri üzerine midir, Sinop Türklerine mıdır, Trabzon’a mıdır? bilinmezdi. Her üçüne de hasmane niyetleri var* Ancak nihayet bir ilan-ı harb ile Cenevizliler aleyhine ilan-ı husumet eyledi. Cenevizliler, İstanbul’un fethinden beri Padişah ile sulh halinde bulunarak Bizans İmparatorluğu zamanında olduğu gibi Galata’yı tasarruf etmelerine padişahın müsaade göstereceğine ümid-var olmuş ve talebi bir sefir vasıtasiyle arz etmiş idiler. Mehmed Han. Galata hakkında gaddar ve hiyle suretinde bir muameleye teşebbüs etmediği gibi kuvven cebriye ile de teshir etmiş olmayıp Konstantiniyye nin fethinden sonra, Cenevizlilerin Galata anahtarlarını kendiliklerinden teslim etmiş olduklarını ve bunları kötülük değil, iyilik yapmak için kabul etmiş olduğunu beyan eyledi. Bu ifade, Ceneviz Hükümdarını ılan-ı harb kararına sevkedince: Sultan Mehmed, derhal Cenevizlileri tedib için bir donanma ve bir Ordu teçhiz ederek Boğaziçindeki Galata yı Cenevizlilere vermek şöyle dursun: Karadeniz de bulunan Amasra’yı da almaya teşebbüs etti. Sadrazam Mahmud Paşa. yüzelli gemiden mürekkep olan bahriye kuvvetinin başkomutanlığını üzerine aldı. Padişah, Anadolu ordusunu. İzmit-Sapanca yolu üzerindeki Akyazı’dan birçok deve ve diğer yük hayvanı ile sevk etti. Şimdi Amasra ve bir zamanlar Sesamos denilen Amastris, bir küçük şibib-cezire (yanrımada) üzerinde kain ve Şark ve Garb rüzgarlarından mahfuz iki limana maliktir. Evabidi (abideleri )nin güzelliğinden dolayı Genç

Plin. Çeşm-i Alem tesmiye eder. Ondan sonraki kalem erbabı mühim bir ticaret beldesi olmak üzere sena ederler. Bu menafi Cenevizlilerin nazarı dikkatini celb eylediğinden son zamanlarda Karadeniz ticaretle için mahzen ittihaz eylemiştir.

Sultan Mehmed’in ilk ihtarı üzerine Ceneviz tacirleri teslim oldular. Padişah ahalinin üçte birini şehre bırakarak en yakışıklı delikanlıları Huddame-i Hassa silkine idlal için aldıktan sonra üçte birini de belde imarı gayesiyle İstanbul’a nakletti.

Padişah İstanbul’dan muharebe için azimet eylediği zaman az yukarıda dahi yazılmış olduğu veçhile asıl maksadını kimse bilmez idi. Ordu kadılarından biri, ne tarafa azimet etmek niyetinde olduğunu padişaha sual etmesi üzerine münfailane:

-Eğer sakalımın tellerinden biri tasavvuratıma muttali olsa idi anı derhal koparır, yakardım! Cevabını verdi. Bursa’da bir müddet Mahmut Paşa’nın Yüzelli gemisinin ikmal ve teçhizatını intizar ederek bu sırada İsfendiyar-zade İsmayıl Beğ’e mektub yazdı.

Bugün Amasra’da fetih gününün bir geleneği hala yaşıyor. Aşık Paşa-zade’nin “Bir eyü kiliseyi mecid etdiler hutbe-i İslam okundu” diye verdiği haber, bu geleneğin başlangıcıdır. Yalnız konunun anlaşılması için kısa bir tarih bilgisi vermek gerekiyor. Hz. Muhammed Mekke’yi zaptedince ilk hutbeyi belinde kılıcı olduğu halde okumuştur. Bundan sonra Müslümanlık yeni bir gelenek kazandı. Kuşatılarak fethedilen gayrimüslim beldelerinde camiye dönüştürülen ilk ibadet yerinde, hitabın kılıç kuşanarak minbere çıkması, Hz. Peygamber’in anısına bir usül oldu. Bu konuda Enisü’l-Abidin Amasra’da Kaleiçi’deki Fatih Cami-i Şerifi’nde de 1460’tan beri hatipler, minbere kılıçla çıkmaktadırlar.

Amasra Büyük Liman

Büyük Liman İçinden Kale

Fatih Sultan Mehmet

Eski Belge Amasra

Türk Amasra İçin bulunabilen en eski belge. Fatih Sultan Mehmed’in tuğrasını taşıyan sultanlık buyruğu.

Yusuf Fakih’in bir şikayeti üzerine Amasra kadısına gönderilmiştir. (Miladi 1475)

  

Sponsored Links