Amasra

Köşe Yazıları

Tarihi ve doğal güzellikleriyle Karadeniz’in ortasında keşfedilmeyi bekleyen bir cennet gibidir Amasra. Safir mavisi suları ve görkemli uygarlıklardan günümüze kalan eserleri ile ziyaretçilerini büyülüyor. Şehirlere keyif katan müzelerin, sanatın, mimarinin, en güzel balık ve salata mekânlarının kentidir aynı zamanda. Bu küçücük kent, geçmişle geleceğin iç içe girdiği arkeolojik bir açık hava müzesi olma özelliği taşıyor. Egzotik görünümü sayesinde sahip olduğu dünya çapındaki ünü, onu anlatmaya yetmiyor. Amasra’da parıldayan ışıklara aldanmadan, göstermediği yüzünü kavramak için, onun labirentlerinde kaybolmak gerekiyor. Evet. Bu özgün şehri yaratmak için tanrı’nın ne kadar uğraştığı bilinmiyor. Bilinen tek şey; Plinius’un ‘Zarif ve Güzel’ dediği Amasra’yı, Niketas ‘Dünyanın Gözü’ne, Cenovalılar ‘Çiçekli Kale’ye, ‘Gölge Etme, Başka İhsan İstemem’diyen Diojen ‘Bir Denge’ye, Türk Sanat Müziği’nin duayeni Zeki Müren ‘Küçük Kapri’ye benzetmiştir. 1460 yılındaki fetih sırasında, Fatih Sultan Mehmet manzaradan çok etkilenmiş olmalı ki, yardımcısına, ‘Lala Lala Çeşm-i Cihan Buramı Ola’ diyerek, hayretini gizleyememiştir. Yine Şair Tahir Karaoğuz bir Rubai’sinde; ‘ İlk önce Amasra ile bezenseydi bu âlem, Takdir-i ilahi bile hatta bozulurdu, Cennet Bahçesi’nden kovulan Hazret-i Âdem, Havva’yı seren Seren dip’te değil, Amasra’da bulurdu’ demektedir. Amasra’yı egzotik kılan 7 tepe, bir yarım ada ile iki ada ve iki körfezden oluşan doğal yapı ile yeşilin cennet imajına bürünmüş orman örtüsüdür. Bu özelliklerinden dolayı, turizmi1940 yılında başlatmış ve Türkiye’nin ilk turizm kasabası olma unvanını sahiplenmiştir. Şehrin antik çağdaki adı, susam diyarı manasına gelen ‘Sesamos’tur. M.Ö. 3. yy’da Amasra’yı yöneten bayan liderin (Amastris) adı, Osmanlılara esin kaynağı olmuş ve şehrin ismi bundan böyle ‘Amasra’ olarak kabul görmeye başlamıştır. Eskimiş şehrin ilk sahibi Amazonlardır. Amazonlardan sonra, Fenikeliler, İonyalı’lar, Kayralılar, Akalar, Persler ve Amastris dönemini müteakip, Pontus’lular, Romalılar, Bizanslılar, Osmanlılar Amasra’yı yurt edinmişlerdir. Amasra, kalesiyle, bedesteniyle, Kuşkayası Yol Anıtı’yla insanı günümüzden alıp geçmişin gizemiyle tanıştırır. Tarihin derinliklerinde bir an için yalnız bırakarak eşsiz bir duygu verir. Binlerce yıl öncesinin havasını solutarak; Apollon, Artemis, Hermes, Amastris ve daha niceleriyle buluşturur. Masalsı şehirde, tarihin tanığı yeşil tepelerden mavi koylara eşsiz bir panorama uzanır. Pencere ve balkonlardan doğaya ve denize bir bakış, gün boyu bin bir gizemi seyrettirir. Cenova izlerini taşıyan dar sokaklar, martılarla kucaklaşan adalar, rengârenk zakkumlar, susamlar, biteviye dans eden binlerce yeşil, güneşin batarken bıraktığı firuze renkler, ay ışığı gecelerde yaratılan yakamozlar ve daha neler neler görülür Amasra’da. Hele bir kez Amasra’ya gidip de güneşi ve yıldızları gördüyseniz ondan sonra gökyüzü sizin için bir daha asla aynı gökyüzü olmayacak, ne güneş, ne de yıldızlar başka hiçbir yerde bir daha parlak görünmeyecektir gözünüze.

  

Sponsored Links