16. Yüzyılın Amasra’sı

Amasra Tarihi

amasra büyük iskele mendirek

Osmanlı Amasra’sı için, arşivlerdeki sayısız belge arasından bilgiler ve kayıtlar yakalayabilmek bir bakıma şans işidir. Fakat bulunan her belge, bu ufalıp unutulmuş kasabanın yakın tarihinden çarpıcı kesitler vermektedir. Bunlardan 16yy’la ilgili olanlar gerçi sayıca azdır fakat, içerdikleri konular ilginçtir:

Osmanlı Amasra’sı için, arşivlerdeki sayısız belge arasından bilgiler ve kayıtlar yakalayabilmek bir bakıma şans işidir. Fakat bulunan her belge, bu ufalıp unutulmuş kasabanın yakın tarihinden çarpıcı kesitler vermektedir. Bunlardan 16yy’la ilgili olanlar gerçi sayıca azdır fakat, içerdikleri konular ilginçtir:

Hicri 864/5 (miladi 1460)’teki fetihten, 15.yy’ın bitimine dek bir belge bulunabilmiştir. En eski Osmanlı kayıtları, Hicri 10.yy, Miladi 16.yy’ın başlarına aittir. 1509-1521 yıllarını ilgilendiren iki ayrı belge; Cenovalılar dönemindeki esir ticareti işinin hala sürdürüldüğü konusuna ışık tutar. Amasra iskelesini, Kafkasya-Azak-Trabzon-Sinop-İstanbul-Akdeniz esir trafiğinde bir depolama ve pazarlama istasyonu olarak iki yüzyıl kullanan Cenovalı gemicilerden sonra; esire duyulan ihtiyaç sebebiyle Türk-Müslüman gemicilerin de, Osmanlı yönetiminin hoşgörüsü oranında bu işe el attıkları görülmektedir. Şu farkla ki, Cenovalı tacirler, toplayıp getirdikleri tutsakları burada satmakla, hasta sıska düşenlerini de kale içinde boğup denize atmakla yetinmeyerek Amasra çevresinden de yoksul kimsesiz çoluk çocuğu toplayıp dış pazarlara götürürlerken, Osmanlı tacirleri bu işi olabildiğince açık ve yasal yapmaktaydılar. Hicri 911 tarihli ilk belge “Amasri iskelesi esari pençiği hasılatının, Kokerpa Kadısı Mevlana İlyas tarafından muhasebesinin çıkarılması için» yazılmıştır. Demek ki esir tüccarları, gemilerine yükledikleri tutsakları Amasra iskelesine çıkarıyorlar; Şer’i sayım ve vergilendirme işlemlerini yaptırıp Pençik olarak nakdi hazine payını ödedikten sonra, isterlerse satışı da burada gerçekleştiriyorlardı. Veya, esirleri, Osmanlı uyruğu olmayan Karadeniz korsanları Amasra iskelesine çıkarmakta, yasal işlemlerden sonra Türk-Müslüman meslektaşlarına devretmekteydiler. Hicri 914-915 (Miladi 1512-1953) yıllarına ait “Amasra iskelesi üsera hasılatını mübeyyin defterler”, bu işin devamlılığını gösteren kanıtlardır. —Şu halde, hepsinin Türk ve Müslüman olduğunu kabul etmemizi gerektiren bir işaret bulunmayan Karadeniz esir tacirlerinin, Doğu ve kuzeydoğu sahillerinden topladıkları esirleri, Amasra iskelesindeki Osmanlı memuruna Pençik ödedikten sonra burada veya iç kısımlarda satmaları olağandı Ancak hemen belirtmeli ki, 1475’te Kefe’nin Cenovalılar’dan alınmasından sonra bir Osmanlı iç denizi halini alan, kabotaj hakları yabancı devletlere kapalı tutulan Karadeniz’de, ne 16.yy’da ve ne de sonraki yüzyıllarda neler olup bittiğini öğrenmek henüz mümkün değildir. Bu denizdeki ticaret yolları ve yönleri; taşınan mal, ürün ve hizmet türleri; ticaret trafiğinin İstanbul’la ilişkisi; klasik iskelelerin durumu vs. yeterince aydınlanmamış bulunmaktadır. Mesela 16.yy ortalarına doğru artık resmen bir esir ticaretinden söz edilmemekle beraber kazalara kavgalara ilişkin belgelerden, bu işin sürdürüldüğü anlaşılabilmektedir.

Hicri 923 (miladi 1521)’ten itibaren Amasra iskelesine esir çıkarılması keyfiyetinin ve esari pençiki alınmasının yasaklandığı tahmin ediliyor. Nitekim, 1550’li yıllara değgin bir olayda bu husus açıkça vurgulanmıştır. 1520’li yıllarda “esari Pençiği” yerine “gümrük hasılatı” teriminin kullanıldığı da belgelerden öğrenilmektedir. “Amasra ve Nehri Bartan iskeleleri”ne indirilen ve buralardan yüklenen emtianın gümrüklendirilmesi işinin ise uzun süre devam ettiği kesindir. Kadılara çıkarılan hükümlerle yıllık gümrük gelirlerine ait hesap defterlerinin istenmesi işi, sık sık tekrarlanmıştır. Bu konuda, Hicri 923 (M.1521)’den H.953 (M.1543)’e, hatta H.1089 (M 1678)’e dek uzayan yıllar için belgeler vardır. Amasra Kadısı Mevlana Muslihiddin’in naibi Hamza bin Hızır’ın, Oniki Divan ve Yedi Divan Kadısı Mevlana Emir Mehmed’in, Amasra Kadısı Mevlana Mustafa’nın… düzenletip İstanbul’a gönderdikleri “musaddak defterler” bu cümledendir.

Cemaziyelahır 967 (3 Nisan 1557) tarihli Bolu Sancak Bey’inin bir buyruldusu, Amasra’da olup bitenlere önemli bir açıklık getirmektedir.

Bolu sancağı beğı mektub gönderub kala-i Amasrıdan Nihani nam kimesne, kal’a-i mezbûre dizdarı Emrullah ile vaki olan nizalan içün emirle varid olan Mehmed ile mazmununda münderic olan iskele-i Amasrıda esir çıkarub penç ü yek almak memnudur, dizdar esir çıkarub pençiğin alur imiş teftiş idesiz deyû ferman olunmağın teftiş olundukda mezbûr iskeleden çıkan üseradan bazıları kendi elinde bulunub bazısı ahar kimesne elinde bulunub bila marifet-i Kadı penç ü yek alub kabzetmiş bulunub ve bazı abd-i abıkları marifet-i Şer’süz bey’edib ve nice Müslümanların dörder beşer yüz akçelerin alub emr-i şerif getüren mezbûr Nihani’nin gece ile bira’zab kulı eline bıçak verüb gönderub bıçakladuğ un */e gönderdüm didüğin ikrar edüb ve teftiş içün ku! geldikde on gün kadar zaman kapuyu açmayub müslümanlara ve gayriye temam derecede müzayaka verüb ikrarı ile sabit olub sicil olduktan sonra kale erenleri ve şair fukara cela-yı vatan etmekden özge dermanımız kalmadı didüklerin kadısı ilam etdikden sonra mezbûr dizdar terk-i kafa edüb mahlûldür deyü arzetmeğin İnebahtı Kafasının on akça ile azeb ağalığından ma’zûl olan solak Mehmede buyruldu”

Amasra Büyük Liman

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Büyük limandaki tarihi iskele, son 50 yıl zarfındaki liman çalışmaları sırasında çevresi dolmuş,
koltuğundaki müdevver yük rıhtımı kapanmıştır.

Bu Osmanlıca belgenin anlatmak istediği husus özetle şudur:

Amasra Kalesi Dizdarı (komutanı) Emrullah; -bu iskeleye tutsak çıkarmak ve Pençik almak yasaklanmışken- Esir kaçakçılarının buraya tutsak çıkarmalarına göz yummakta ve pençik almakta, bununla da yetinmeyerek kendi evinde ve başkalarının evlerinde satılık tutsaklar bulundurmaktadır. El altından 400-500 akçeye esir pazarlayan Dizdar, Nihani adlı kişi tarafından şikayet edildiğinde ise Amasra’ya bir görevli gönderilmiş, fakat Dizdar Emrullah, on gün süreyle kale kapılarını açmayarak geleni içeriye almamış, içerideki askerlerin ve halkın ise sıkıntı çekmesine neden olmuştur. Bir adamını da gece Nihani’nin evine yollayarak adı geçeni bıçaklatmıştır.

Demek ki, Genova işgalinin kaldırılmasından yüzyıl sonra bile, geçmiş dönemin kötü uygulamaları sürmektedir. Kale Dizdarları ve belki Kadılar, esir ticaretinin çok yönlü imkanlarını göz ardı edememekte yasaklamalara rağmen, Amasra’yı esir kaçakçılarına açık tutmaktadırlar.

Yine, bu dönemde, Hükümetin Amasra’ya bakış açısı da önemlidir. Burada döndürülen yasa dışı sosyal vakalarla yeterince ilgilenmeyen yetkililerin, Cenovalılar zamanından kalma topları ve gülleleri, bir değer ifade edeceği düşüncesiyle İstanbul’a getirtmek istemeleri ilginçtir. Hicri 986-989 (M. 1575-78) yıllarında, yani fetihten yüz yirmi yıl kadar sonra, Amasra Kadısı ile Dizdarına çıkarılan ayrı ayrı hükümlerde “Küffardan kalma iskeledeki peksimedlerle kale derûnundaki topların ve tüfenklerin yoklanub istimale salih (kullanılabilir) olanlarının ve olmayanlarının defterlerinin İstanbul’a gönderilmesi” yazılıdır. Elbetteki bunlar, çok eski, işe yaramaz, hurda şeylerdi. Fakat, “Amasra kalesinde çok miktarda top tüfenk var!” yollu bir ihbar ulaşınca konu önemsendi.

Bu yıllarda kasaba ile yakın çevrilinin güvenlik bakımından da iç açıcı bir ortam olmadıkı sezinleniyor. Divan-ı Hümayûn kayıtlarına göre 1570’li yıllarda Amasralılar Arzuman ve Erhan adlarındaki eşkıya sergerdelerinin zulmü altındadır. Bolu Beyine, Amasra, Oniki Divan ve Hoşalay Kadılarına çıkarılan hükümlerde: “Amasra halkının Arzuman nam kimesneden şikayet etmeleriyle bu hususun teftişi”, ayrıca “Amasra’nın Çam karyesinde sakin Erhan nam kimesnenin de şaki ve gammaz ve şerir olduğu, teftiş edilip cezalandırılması” yazılmaktadır. Demek ki adı geçenlerin gücü, Bartın’dan Hoşalay’a kadar etkili olabilmekteydi.

  

Sponsored Links